top of page

SOLUNUM YETMEZLİĞİ OLAN HASTAYA YAKLAŞIM

    Solunum, fizyolojik bir olaydır ve yaÅŸam için gerekli oksijeni saÄŸlar. Dış ortamdan alınan hava içindeki oksijen ile organizma içindeki karbondioksitin karşılıklı olarak yer deÄŸiÅŸtirmesi solunum olarak tanımlanır.

​

    Solunum sistemi, hücre fonksiyonlarının devamı ve yaÅŸamak için gerekli oksijenin vücuda alınmasını; hücre metabolizması neticesinde ortaya çıkan karbondioksitin vücuttan uzaklaÅŸtırılmasını saÄŸlar. Bu nedenle soluk alma ve hayatta kalma eÅŸanlamlı olarak algılanır. Solunum yetmezliÄŸi yaÅŸamı tehdit edici olabileceÄŸi için solunum yeterliliÄŸi dikkatli ve hızlı bir ÅŸekilde deÄŸerlendirilmeli, gerekirse acil tıbbi bakım uygulanmalıdır.

​

    Solunumun sürdürülebilmesi için pek çok iÅŸlevin uyum içerisinde olması zorunludur. Solunum iÅŸlevi akciÄŸer ve göÄŸüs duvarından, sinir-kas kavÅŸağından veya merkezi sinir sisteminden kaynaklanan sorunlar sonucunda bozulabilir. Solunum ile ilgili sorunları tanımlayabilmemiz için solunumun yeterliliÄŸini gösteren bazı iÅŸlevlerdeki deÄŸiÅŸiklikleri yorumlayabilmemiz gereklidir. Bunlar;

- Solunum hızı

- Solunum hareketleri

- Solunum sesleri

- Bilinç düzeyi

- Deri ve ağız mukozasının rengi ile ilgili değişikliklerdir.

 

    Solunum yeterliliÄŸini deÄŸerlendirebilmek için kiÅŸinin beden üst kısmının soyulmuÅŸ olması gereklidir. Yüzü, boynu görülebilen, göÄŸsü önden ve arkadan izlenebilen kiÅŸinin solunum hızı, solunum hareketleri, solunum sesleri, bilinç düzeyi, deri ve ağız mukozası rengi deÄŸerlendirilerek ve nabız oksimetrisi monitorizasyonu sonucu ölçülen oksijen satürasyonu deÄŸerlerine bakılarak solunum yeterliliÄŸine karar verilir.

​

    Solunum Hızı; istirahatte (efor, endiÅŸe, kaygı, ateÅŸ gibi solunum hızını etkileyen faktörler ortadan kaldırıldıktan sonra) dakika olarak ölçülerek belirlenir. Solunum hızı çocuk ve bebeklerde yaÅŸa özel deÄŸiÅŸiklikler gösterir. Solunum hızının arttığı durumlar takipne, azaldığı durumlar bradipne olarak tanımlanır. Solunumun yokluÄŸu apne olarak deÄŸerlendirilir. Solunum hızı artışı solunum sıkıntısı veya yetersizliÄŸinin ilk bulgusudur.

 

    Solunum Hareketleri; soluk alma sırasında göÄŸüs kafesindeki geniÅŸleme simetrik olmalıdır. GöÄŸüs kafesinin geniÅŸlemesinde azalma, asimetrik geniÅŸleme veya yardımcı solunum kaslarının devrede olduÄŸunu gösteren subkostal, interkostal ve suprasternal çekilmelerin görülmesi durumunda solunum normal olarak deÄŸerlendirilemez.

​

SOLUNUM SESLERİ 

    Solunum Sesleri; solunum sesleri göÄŸüs kafesinin her iki yarısında da kolaylıkla ve eÅŸit olarak duyulmalıdır. Solunum sesleri göÄŸüsün ön ve arka yüzünden olduÄŸu gibi koltuk altı bölgesinden de dinlenmelidir. Solunum yeterliliÄŸini ortaya koymak üzere solunum seslerini deÄŸerlendirirken patolojik kabul edilen hırıltı (stridor), hışıltı (wheezing), bebek ve çocuklarda inleme olup olmadığı araÅŸtırılmalıdır.

 

- Hırıltı (stridor); solunum sırasında hırıltı duyulması üst solunum yollarında (burun, ağız içi, ses tellerine

kadar olan alt farenks) tıkanma veya darlığı gösterir. Hırıltı solunumun nefes alma (inspiryum) fazında duyulabilen patolojik bir sestir.

 

- Hışıltı (wheezing); solunum sırasında hışıltı duyulması alt solunum yollarında (trakea, bronÅŸ, bronÅŸiol, alveol) tıkanma veya darlığı gösterir. Hışıltı solunumun nefes verme (ekspiryum) fazında duyulabilen patolojik bir sestir. Çocuklarda astım ve Akut Respiratuar Distres Sendromu, eriÅŸkinlerde KOAH “hışıltının” tipik olarak duyulduÄŸu hastalıklardır.

 

- İnleme; solunum sırasında bebek ve çocuklarda inleme duyulması akciÄŸer parankim hastalıklarını düşündürür. Tipik örneÄŸi pnömonilerdir. Alveollerin açık tutulabilmesi için ekspiryum sonrası akciÄŸer basıncını artırması gerekir. Bebek/çocuk akciÄŸerlerinde daha fazla hava tutabilmek için ses telleri arası mesafeyi daraltarak havanın bir miktarını akciÄŸerlerinde tutar. Ses telleri mesafesinin daralmasıyla oluÅŸan hava akımı ile inleme sesi duyulur.

 

    Bilinç Düzeyi; bilinç düzeyindeki deÄŸiÅŸiklikler merkezi sinir sistemini ilgilendiren sorunlardan kaynaklanabildiÄŸi gibi solunum iÅŸlevindeki bozulmalar sonucunda da geliÅŸebilir. Artan solunum sıkıntısı huzursuzluÄŸa neden olur. Kanda oksijenin giderek azalması ve karbondioksit düzeyinin gederek artması bilinç düzeyinde uykuya eÄŸilimden komaya kadar deÄŸiÅŸen farklı tablolara yol açabilir. Deri ve ağız mukozasının deÄŸerlendirilmesi; solunumla ilgili soruna baÄŸlı geliÅŸen hipoksilerde beyin, kalp gibi yaÅŸamsal organları korumak üzere deri ve ekstremitelerdeki kan dolaşımı, dolayısıyla oksijen sunumu azaltılır. Tasarruf edilen oksijen hayati organların doku gereksinimini karşılamak üzere kullanılır. Bu mekanizma nedeniyle solunumla ilgili problem ortaya çıktığında deri ve ekstremitelerde dolaşımın azalmasının sonucu olarak solukluk ve soÄŸukluk görülür. Aynı zamanda kan dolaşımının azaldığı deri ve ekstremitelerde dolaÅŸan kan içinde oksijen içeriÄŸi de azalacağından siyanoz görülebilir. Hipoksinin hafif derecelerinde ekstremite uçlarında periferik siyanoz gözlenirken, hipoksinin daha ağır durumlarında merkezi siyanoz gözlenir.

    Bebek ve erken yaÅŸ çocuklarda vücut yüzeyinin geniÅŸliÄŸi ve cilt altı yaÄŸ dokusunun azlığı nedeniyle hipotermik durumlarda periferik siyanoz geliÅŸebilir. Solunum problemi ile ilgisi olmayan bu durumu ortaya koyabilmek için hipotermik ortamı kaldırarak periferik siyanozun devam edip etmediÄŸini gözlemek gerekir.

    Bebek ve çocuklarda daha belirgin olmak üzere ağız mukozasında solukluk ve siyanozun gözlenmesi de solunum probleminin varlığını gösteren bir bulgudur.

Oksijen Saturasyonunun Pulse Oksimetre Cihazı İle İzlenmesi

    Pulse oksimetre, pulsatil atımı olan arterlerdeki farklı hemoglobinlerin ışık emilimlerini kaydederek arteryel kandaki oksijen saturasyonunu ölçen bir monitorizasyon yöntemidir. Oksijen saturasyonu ölçümü hipoksi hakkında bilgi verir. Yine pulse oksimetre kalp atım sayısının da düzenli izlenebilmesi olanağını saÄŸlar (Resim 1-2).

    Cihazın probu tercihen el-ayak tırnak yataklarına ve buraların uygun olmadığı durumlarda kulak memesine yerleÅŸtirilerek ölçüm yapılır. Pulse oksimetrenin karboksihemoglobin, methemoglobin varlığında, tırnak cilası ve oje varlığında, hareket, hipoksemi, hipovolemi, derin anemi durumlarında ve cihaz probuna direk ışık gelmesi durumunda (güneÅŸ ışığı, fototerapi ışığı vb) hatalı ölçüm vereceÄŸi unutulmamalıdır.

   Cihazın kalibrasyonu üretim esnasında yapılır ve cihaz her açıldığında kendini kalibre eder. SpO2, pulse oksimetre ile ölçülen oksijen saturasyonunu ifade eder; p harfi pulse oksimetreyi tanımlar.

​

    Normal bir kiÅŸide SpO2 ölçüm deÄŸeri % 97-99 aralığındadır. Solunumu pulse oksimetreyle monitörize bir hastada pulse oksimetre cihazı ile yapılan saturasyon ölçüm deÄŸerinin % 94-98 aralığında bulunması hipoksi sorununun olmadığını gösterir. Hastanın oksijenizasyonu ve ventilasyonu bu deÄŸerleri koruyacak biçimde saÄŸlanmalıdır. KOAH gibi kronik akciÄŸer hastalıkları varlığında oksijen satürasyonunun % 92 düzeylerinde ölçümü de normal satürasyon deÄŸerleri olarak deÄŸerlendirilir.

​

    Solunum yeterliliÄŸi deÄŸerlendirilen bir hastada problem varsa sorun; solunum sıkıntısı, solunum yetmezliÄŸi veya solunum arrestidir. Solunum sıkıntısı/yetmezliÄŸi/arresti en genel anlamda yetersiz doku oksijenizasyonu ile kendini gösteren klinik durumlardır. Yetersiz doku oksijenizasyonuna yol açan klinik durumlar akciÄŸerlerden (KOAH, pnömoni vb), göÄŸüs kafesinden (yelken göÄŸüs vb) ya da solunum merkezinden (kafa içi kanama vb) kaynaklanabilir.

 

1- Solunum Sıkıntısı: Normal solunum çok az bir iÅŸ yüküyle gerçekleÅŸir. Ancak akciÄŸer hastalıkları ve göÄŸüs kafesi yapısını bozan durumlarda solunum iÅŸ yükü artar. Bu durumlarda örneÄŸin istirahat halinde iken de tıpkı efor sırasındaki gibi takipne, taÅŸikardi gibi bulgular ortaya çıkmaya baÅŸlar. Sorun ilerlerse hiperpne, yardımcı solunum kaslarının devreye girmesi, burun kanatlarının solunuma eÅŸlik etmesi gibi bulgular da görülmeye baÅŸlar. Bu mekanizmalarla gaz alışveriÅŸi saÄŸlanabiliyorsa, baÅŸka ifadeyle hastanın spontan solunumu ile gaz-alışveriÅŸi saÄŸlanabiliyorsa solunum sıkıntısı var demektir. Ancak bu mekanizmaların uzun süreli kullanımı hastayı yorar ve solunum iÅŸlevleri giderek kötüleÅŸir. Spontan solunum yeterli gaz alışveriÅŸini saÄŸlayamamaya baÅŸlar. Solunumla ilgili bu evrenin erken fark edilerek oksijenizasyonun saÄŸlanmasıyla bu mekanizmalar ortadan kalkar ve normal solunum fonksiyonlarına geri dönüş saÄŸlanır.

 

2- Solunum YetmezliÄŸi: Solunum sıkıntısında ortaya çıkan yeterli gaz alışveriÅŸini saÄŸlamaya yönelik artmış solunum çabası bulgularının (takipne, taÅŸikardi, hiperpne, yardımcı solunum kaslarının devreye girmesi, burun kanadı solunumu) hastayı giderek yorması ve solunum iÅŸlevlerini kötüleÅŸtirmesiyle artık yeterli gaz alışveriÅŸinin saÄŸlanamadığı klinik durumdur. Hastanın spontan solunum çabası vücudun ihtiyaç duyduÄŸu gaz deÄŸiÅŸimini saÄŸlayamamaktadır. Bu durumda oksijenlenme sorununa ventilasyon (havalanma) sorunu da eklenmiÅŸ demektir. Bu nedenle solunum sıkıntısında genellikle hastanın kendi solunum çabasını desteklemek üzere oksijen uygulamak yeterli olurken, solunum yetmezliÄŸinde en azından hastanın kendi solunum çabası gaz alışveriÅŸi gereksinimini karşılayacak düzeye gelinceye kadar ventilasyonun pozitif basınçlı ventilasyon araç ve cihazlarıyla desteklenmesi gerekecektir.

​

    Solunum yetmezliÄŸinde ventilasyon ve oksijenizasyon uygun ÅŸekilde yönetilemezse solunum arresti geliÅŸebilir. Solunum arresti geliÅŸeceÄŸini gösteren bulgular geliÅŸim sırasına göre; bradikardi, bilinç düzeyinde kötüleÅŸme, merkezi siyanoz, kas tonusunun azalması ve artmış solunum çabasına karşın solunum seslerinin azalması ya da alınamaması ÅŸeklinde görülür.

 

3- Solunum arresti: Normal solunum iÅŸlevinin tümüyle ortadan kalktığı, oksijenlenme ve ventilasyonun tümüyle dışarıdan yardımla üstlenildiÄŸi klinik durumdur. Solunumu normal olarak deÄŸerlendirilmeyen hastanın aynı zamanda dolaşımı da etkileneceÄŸinden mümkün olan en kısa sürede kiÅŸinin dolaşım yeterliliÄŸi de deÄŸerlendirilmelidir. Dolaşım yeterliliÄŸini deÄŸerlendirmek üzere hastanın kalp hızı, kan basıncı ve sistemik perfüzyon yeterliliÄŸinin deÄŸerlendirilmesi ve ayrıca kardiyak monitörizasyonunun saÄŸlanması gerekmektedir.

YETERSİZ DOKU OKSİJENASYONUNA SEBEP OLAN BAZI HASTALIKLAR

 

AKUT AKCİĞER ÖDEMİ

 

    Akut akciÄŸer ödemi, akciÄŸerlerde toplanan sıvı miktarında artış sonucu, gaz alış-veriÅŸinde bozuklukla karakterize, acil tedavi gerektiren bir durumdur. Esas olarak interstisyel aralıkta ve alveoller içinde anormal derecede sıvı birikmiÅŸtir.

 

Akut akciÄŸer ödemi etyolojik olarak iki gruba ayrılabilir:

1- Kalp ile iliÅŸkili nedenler; özellikle sol ventrikül yetmezliÄŸi, mitral darlığı, endokardit, kalp tamponadı gibi durumlar.

2- Kalp ile ilişkili olmayan nedenler; hipoalbuminemi toksik gazlar (ozon, fosgen, duman), yüksek rakım vb.

 

    Kapiller sistem ve alveoller arasında alveoler- kapiller zar; vardır. Bu zar, kapiller endotel sistemi, kollajen dokudan oluÅŸan interstisyel aralık ve alveoler epitelyum olmak üzere üç anatomik yapıdan oluÅŸur. İnterstisyel aralık ve vasküler yatak arasında sürekli bir sıvı ve gaz alışveriÅŸi vardır. Bu alışveriÅŸi saÄŸlayan hidrostatik ve ozmotik basınç dengelerinin deÄŸiÅŸmesi veya drenaj sistemlerinden biri olan lenfatik sistemin zarar görmesi akciÄŸer ödemini oluÅŸturur. Klinikte akciÄŸer ödeminin 3 dönemi vardır:

 

1. Konjesyon Dönemi; bu dönemde interstisyuma sıvı geçiÅŸi lenfatik akım artışı ile dengelenmeye çalışılır. Klinik olarak önemli bir bulgu yoktur; hafif takipne ve efor dispnesi görülebilir. Radyolojik olarak akciÄŸer parankimi genellikle normaldir (bazen “geyik boynuzu” görünümü vardır).

 

2. İnterstisyel Ödem Dönemi; interstisyuma geçen sıvı lenfatik taşıma kapasitesini aÅŸar ve interstisyumda birikir. Bu dönemde huzursuzluk, endiÅŸe ve hava açlığı vardır. Belirgin taÅŸipne, ortopne görülebilir. AkciÄŸerde ince raller, pulsus alternans nabız ve S3 ritmi bulunabilir. Radyolojik olarak akciÄŸerde Kerley-B çizgileri ve vasküler yapılarda belirginleÅŸme vardır.

 

3. Alveoler Ödem Dönemi; sıvı, hücre ve bazı makro moleküller alveoller içine sızar. Bu dönemde aşırı panik ve sıkıntı vardır, solunum zorlu ve hırıltılıdır; ayrıca deri soÄŸuk ve siyanozedir. AkciÄŸerde ince raller, pulsus alternans nabız ve S3 ritmi bulunabilir; yine radyolojik olarak akciÄŸerde “buzlu cam” görünümü vardır.

 

    KliniÄŸinde dispne, ortopne, boÄŸulma hissi, öksürük, raller, taÅŸikardi, gallop ritmi (S3), hipertansiyon, hipotansiyon, ÅŸok ve soÄŸuk terleme görülür. Alveoler boÅŸluÄŸa sıvı geçiÅŸi ile havayolu ve alveoller kanla karışık pembe renkli sıvı ile dolar ve hastada pembe köpüklü balgam gözlenir. Kardiyojenik pulmoner ödemde hastanın deÄŸerlendirilmesi sırasında juguler venlerde dolgunluk görülür. EKG altta yatan nedene ait bulgular vermesi açısından (örneÄŸin; akut miyokard infaktüsü, atriyal fibrilasyon) faydalı olabilir.

​

    Akut akciÄŸer ödeminde tedavinin amacı hipoksiyi azaltmak, kalbe venöz dönüşü azaltmak, fizyolojik ve mental durumu düzeltmek, kardiyo-vasküler fonksiyonları iyileÅŸtirmektir. Tanı konur konmaz tedavi edilmelidir. Ayrıca nedenin ve altta yatan hastalığın da tedavi edilmesi gerekir.

 

Kalp yetersizliÄŸine baÄŸlı akut akciÄŸer ödeminde acil tedavi yaklaşımı;

• Olay yeri deÄŸerlendirilir ve gerekli güvenlik önlemleri alınır

• Hastanın bilinci ve ABC’si deÄŸerlendirilir. Bilinç kaybı varsa trakeal entübasyon uygulanır

• Hasta dik oturur duruma getirilerek venöz dönüş azaltılır

• Maske ile 6-10 L/dk oksijen verilir. Gerekirse pozitif basınçlı ventilatör ile solunumu desteklenir (çocuklarda maske ile 5 L/dk oksijen verilir)

• Solunum monitörizasyonu saÄŸlanarak oksijen satürasyonu izlenir

• Kardiyak monitörizasyon saÄŸlanarak kalp ritmi takip edilir

• Damar yolu açılır ve IV solüsyon takılarak sıvı akış hızı damar yolu açık kalacak ÅŸekilde ayarlanır

• KKM ile iletiÅŸime geçilerek danışman hekimin onayı ile ilaç uygulaması yapılır;

 

- YetiÅŸkinlerde; sistolik kan basıncı 100 mmHg’nın üzerinde ise 5 mg SL (sublingual) Nitrat verilir. Solunum sıkıntısı devam ediyor, sistolik kan basıncı 100 mmHg’nın üzerinde, nabız 60/dk ve üstündeyse her 3-5 dk’da bir 5 mg SL Nitrat verilir. İlaç en fazla 3 kez tekrarlanabilir. Ayrıca sistolik kan basıncı 100 mmHg’nın üzerinde ise 40 mg Furosemid IV yolla verilir. Hasta önceden kullanıyorsa aldığı dozun iki katı kadar (en

fazla 80 mg) verilebilir. Furosemid, kardiyojenik pulmoner ödemli hastalarda en sık kullanılan diüretiktir, sıvıyı akciÄŸerlerden alıp dolaşıma verir, diürez yapar. Düzelme olmazsa sistolik kan basıncı 100 mmHg üstündeyse; 112 KKM’ye danışılarak morfin 1 mg/dk İV verilir. (Kalp  YetersizliÄŸine BaÄŸlı Akut AkciÄŸer Ödemi (yetiÅŸkin) Akış Åžeması).

 

- Çocuklarda; Furosemid, 1 mg/kg IV olarak verilir. Dobutamin 60 mg 100 ml SF içinde sulandırılarak 1 ml/ kg- saat hızla verilir. Böylece Dobutamin 10 mcg/kg- dk verilmiÅŸ olur.

• Hipotansiyon ve yetersiz solunum geliÅŸebileceÄŸinden vital bulgular sık takip edilir

• Yapılan tüm uygulamalar vaka kayıt formuna kaydedilir.

• Hastanın nakli KKM tarafından yönlendirilen saÄŸlık kuruluÅŸuna saÄŸlanır (Konjestif Kalp

YetmezliÄŸi(çocuk) AkciÄŸer ödemi Akış Åžeması).

KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIÄžI (KOAH)

 

    Kronik Obstrüktif AkciÄŸer Hastalığı (KOAH), ilerleyici ve tam olarak geri dönüşümlü olmayan, buna karşın önlenebilir ve tedavi edilebilir bir akciÄŸer hastalığıdır. KOAH havayollarında yarattığı darlık nedeniyle, kiÅŸide geliÅŸen solunum güçlüğü ile karakterize bir hastalıktır. KOAH, genellikle, kronik bronÅŸit veya amfizem zemininde geliÅŸir. Hastalar kısa süreli yürüyüşlerde bile geliÅŸen nefes darlığı ile birlikte öksürük, hışıltı ve balgam çıkarmadan ÅŸikayet ederler.

​

    Sigara kullanımı KOAH hastalığı geliÅŸmesinin en önemli risk faktörüdür. Kendisi kullanmadığı halde bulunduÄŸu ortamlarda sigara dumanına maruz kalan kiÅŸilerde de (pasif sigara içicisi) KOAH hastalığının geliÅŸme olasılığı yüksektir. Sigara kullanımı dışında KOAH iÅŸyeri ortamında maruz kalınan tozlar ve kimyasalların solunması yoluyla, ısınma ve piÅŸirme amacıyla kullanılan organik yakıtların (odun, tezek vb) dumanına maruz kalma sonucunda da geliÅŸebilmektedir.

​

    Risk faktörlerine maruziyet öyküsü olan kiÅŸilerde (sigara kullanımı, toz-kimyasal solunumu vb) öksürük, balgam ve eforla nefes darlığı ÅŸikayetleri mevcutsa KOAH düşünülmelidir. Tanıyı kesinleÅŸtirmek için solunum fonksiyon testlerinin yapılması gerekir. Solunum fonksiyon testleri aynı zamanda KOAH’ın ÅŸiddeti hakkında da bilgi verir.

 

KOAH tanısı konulmuÅŸ hastalarda hastalık düzeylerine, aÅŸağıdaki bulgu ve öyküler göz önüne alınarak karar verilebilir. Bunlar;

​

• Hafif KOAH; temel semptomları kronik öksürük ve balgam çıkarmadır. Ağır iÅŸ yaparken nefes darlığı oluÅŸur.

• Orta Åžiddette KOAH; öksürük ve balgam çıkartma artmıştır. Hastaların sıklıkla günlük aktivitelerini etkileyen nefes darlığı mevcuttur.

• Ağır Åžiddette KOAH; çok daha fazla öksürük ve balgam çıkarma vardır. Hastalarda günlük yaÅŸamını devam ettirmekte zorlanma, basit aktivitelerde bile nefes darlığı ve çabuk yorulma

görülür. Hem gündüz hem de gece nefes darlığı görülür, üst solunum yolu enfeksiyonu, akciÄŸer enfeksiyonu gibi hastalıklar sık tekrarlar ve tedavi süresi uzundur.

 

    KOAH alevlenmesi; hastalığın doÄŸal seyri esnasında, günlük olaÄŸan deÄŸiÅŸimlerin ötesinde nefes darlığı, öksürük ve/veya balgamdaki deÄŸiÅŸiklikle karekterize olan, olaÄŸan tedavide deÄŸiÅŸiklik gerektirecek kadar belirgin, akut olaylardır. Bu ÅŸikayetleri olan hastalarda hastalık öyküsü titizlikle sorgulanmalı ve mutlaka KOAH alevlenmesi olasılığı düşünülmelidir. Hastalık ilerlediÄŸinde alevlenmeler daha sık ve ÅŸiddetli olmaktadır. KOAH alevlenmelerinde yardımcı solunum kaslarının kullanımı, takipne, siyanoz, bilinç düzeyinde deÄŸiÅŸiklik gibi semptomların varlığı ve kalp yetersizliÄŸi, koroner arter hastalığı, diyabetes mellitus, karaciÄŸer ve böbrek yetmezliÄŸi gibi ek hastalıkların bulunması tablonun ciddiyetini arttırır. Olası bir KOAH alevlenmesi vakasında hastanın öyküsü mutlaka sorgulanmalı, kullandığı ilaçlar öÄŸrenilerek tanı kesinleÅŸtirilmelidir.

 

KOAH’ın tedavisi dört basamağı içerir:

1. Hastalığın değerlendirilmesi ve izlenmesi

2. Risk faktörlerinin azaltılması (sigarayı bırakmak vb)

3. Farmakolojik ve farmakolojik olmayan yaklaşımlarla stabil KOAH’ın tedavisi

4. KOAH bulgularında kısa süreli kötüleÅŸme ile karakterize akut alevlenmelerin tedavisi

 

Akut KOAH alevlenmelerinde acil tedavi yaklaşımı;

    Öncelikle hasta rahat ettiÄŸi pozisyona getirilir. Akut KOAH alevlenmeleri tedavisinin en vazgeçilmezi oksijen uygulamalarıdır. Acil bakım için baÅŸvuran hastalarda hipoksi geliÅŸtiÄŸi düşünülerek varsa venturi maske ile yoksa nazal kanül ile ile 2-6 lt/dk olacak ÅŸekilde oksijen uygulanmasına baÅŸlanmalıdır. Hastanın kendiliÄŸinden solunumu yetersizse pozitif basınçlı ventilasyon (PBV) araçlarıyla yine 2-6 lt/dk olacak ÅŸekilde solunum desteklenir. Oksijen uygulaması sırasında oksijen saturasyonunun % 92’nin üzerinde tutulması hedeflenmelidir. Hastalarda hem güvenlik hem de ilaç uygulamaları için damaryolu açılır.

 

    Bronkodilatatör tedavisi baÅŸlangıç aÅŸamasında oksijen ile birlikte uygulanmalıdır. Bronkodilatatör ilaçlar içinde en yaygın kullanılanı ve en etkilisi beta-2 agonist ilaçlar (salbutamol) öncelikli seçenektir. EriÅŸkinlerde 2,5-5 mg nebül ile kullanıma baÅŸlanması önerilir. Yanıta göre doz 20 dakika sonra tekrarlanabilir. 20 dakika arayla 2-3 uygulamadan sonuç alınamıyorsa tedavi hastanede sürdürülmelidir.

 

    Antikolinerjik ilaçlar (ipratropiyum bromid); bronÅŸ duvarındaki düz kasları etkileyerek bronkodilatasyon saÄŸlarlar. İpratropiyum bromidin etkisi 20 dakikada baÅŸlar, 60 dakikada en üst düzeye ulaşır ve dört saat etkili olur. Akut KOAH alevlenmelerinde salbutamole yanıt alınamayan durumlarda kullanılır. EriÅŸkin kullanım dozu 500 mcg’dır.

 

    Kortikosteroidlerin etkisi altı saat sonra baÅŸlayacağı için KOAH alevlenmesi baÅŸlar baÅŸlamaz verilmelidirler. EriÅŸkinlerde önerilen doz 1-2mg/kg’dır.

 

    Akut KOAH Alevlenmesi sırasında hasta dikkatle izlenmelidir. İzlenen hastalarda tedaviye raÄŸmen bilinç düzeyinde azalma, konfüzyon, koma, kas tonusunda azalma ortaya çıkarsa hastanın entübe edilmesi düşünülmelidir (Amfizem/KOAH (yetiÅŸkin) Akış Åžeması).

ASTIM

    Astım, havayollarının daralmasına baÄŸlı dispne, takipne, hışıltılı solunum, öksürük ve göÄŸüste baskı hissi ile kendini gösteren, akut solunum zorluÄŸu ataklarıyla seyreden kronik bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kiÅŸiyi etkilediÄŸi tahmin edilen ciddi bir halk saÄŸlığı sorunudur Akut ataklarla ortaya çıkan hastalık dönemleri dışında hastalar genellikle kendilerini iyi hissederler.

 

    Astım atakları sırasında görülen öksürük, dispne, takipne, hışıltılı solunum gibi bulgular pek çok solunum sistemi hastalığında da görülebilir. Ancak bu bulguların aÅŸağıda sayılan özelliklerle birlikte bulunması astım tanısı açısından önemlidir;

• Astım atakları tekrarlayıcı özelliktedir ve nöbetler halinde gelir

• KendiliÄŸinden veya ilaçlar ile düzelir

• Nöbetler çoÄŸunlukla gece veya sabaha karşı ortaya çıkar

• Nöbetler mevsimsel özellik gösterebilir

 

    Astım hastalığının ortaya çıkmasında rol oynayan etkenlere risk faktörleri denir. Toplumda, astımın niçin bazı kiÅŸilerde ortaya çıktığı, bazılarında ise görülmediÄŸi bu risk faktörleri ile açıklanabilmektedir. Anne ve babada astım öyküsü, ÅŸiÅŸmanlık, erkek çocuk (kız çocuklarına göre 2 kat fazla, puberteden sonra ve eriÅŸkin yaÅŸ grubunda kadınlarda daha sık), ev tozları, polenler, küf mantarları, tekrarlayan akciÄŸer enfeksiyonları, çiftçilik, ziraat ve boyacılık uÄŸraşı, sigara, ilaçlar ve bazı besinler kiÅŸide astım görülme olasılığını arttırır.

 

    Uygun tedavi ve risk faktörleri ile maruziyetten kaçınma durumunda hastaların hemen hemen hiç yakınmaları olmaz. Ancak zaman zaman, karşılaşılan bazı çevresel etkenler; nefes darlığı, öksürük, hışıltılı solunum gibi belirtilerle seyreden akut astım atağının tekrar ortaya çıkmasına neden olur. Belirtileri ortaya çıkaran bu çevresel etkenlere tetikleyiciler denir. Tetikleyici maddelerin çoÄŸu alerjenlerdir. Allerjenler, çevremizde bol miktarda bulunan, genellikle zararsız olan, ancak duyarlı kiÅŸilerde sorunlara yol açabilen maddelerdir. Çocukluk çağında astım ataklarının % 80’i alerjenlere baÄŸlı iken eriÅŸkinlerde bu oran % 50 civarındadır. DiÄŸer tetikleyiciler solunum yolu enfeksiyonları, sigara dumanı, ilaçlar, stres, duygusal deÄŸiÅŸiklikler, aşırı gülmek, aÄŸlamak vb.

 

    Tetikleyici etkenlerle karşılaÅŸarak astım atağı geçiren hastaların etkilenme derecesine göre, hafif, orta ve ağır ÅŸiddette astım atakları tanımlanmaktadır. Hafif astım ataklarında hastayı rahatsız eden bulgular özel bir tedaviye gerek olmadan kendiliÄŸinden ortadan kalkarken, orta ve ağır astım ataklarında hastalar acil yardım isteyebilmekte ve özel tedavilere gereksinim duyabilmektedirler. Astım ataklarında acil bakımın temeli, hastada solunum yetmezliÄŸi veya solunum arrestine yol açmadan astım atağının kontrolünün saÄŸlanmasıdır.

 

    Astım tanısının konulmasında en önemli öÄŸe hastanın öyküsüdür. Öyküde aÅŸağıda sıralanan astıma özgü özelliklerin birkaçının bir arada bulunması durumunda kolayca astım tanısı konulabilir. Bunlar;

• Belirtilerin (öksürük, dispne, takipne, hışıltılı solunum, göÄŸüste baskı hissi) tekrarlayıcı olması

• Astım atakları dışında hastanın kendini iyi hissetmesi

• Belirtilerin gece veya sabaha karşı ortaya çıkması

• Hastaya özgü allerjen ya da irritan maddelere maruziyetten sonra belirtilerin baÅŸlamış olması

• Belirtilerin kendiliÄŸinden ya da uygun astım tedavisi ile düzelmesi

• Ailede astım veya alerjik hastalık öyküsü bulunması

 

    Astım tanısı konulması için radyolojik tetkikler ve hematolojik testlerin yararı yoktur. Astım tanısı için günümüzde baÅŸvurulan en önemli tetkik solunum fonksiyon testleridir. Gerekli görüldüğü durumlarda, astım belirtilerine yol açan allerjen kaynaklı tetikleyici faktörlerin belirlenmesine yardım etmek amacıyla alerji deri testleri de yapılabilir.

 

    Astım hastalığının esas tedavisi; iyi bir hekim-hasta iliÅŸkisi ile astım ataklarının ortaya çıkmasını önlemeye, ortaya çıkması önlenemiyorsa atak sayısının azaltılmasını saÄŸlamaya yönelik koruyucu hekimlik uygulamalarıdır.

    Astım ataklarının hastane öncesi acil tedavisi önemlidir. Öncelikle astım atağının ciddiyetinin (hafif, orta, ağır) belirlenmesi gerekmektedir. Bunun için öncelikli olarak bilinç ve genel durum deÄŸerlendirilmelidir. İyi iletiÅŸim kurulabilen, konuÅŸurken solunum sıkıntısı çekmeyen hastalarda genellikle hafif atak söz konusudur. KonuÅŸmada zorlanan hastalarda ağır astım atağı akla gelmelidir.

    Astım atağı geçiren hastanın varsa hastalıkla ilgili kullandığı ilaçlar sorgulanmalıdır. Bu sorgulama tedavinin planlanmasında önemlidir. ÖrneÄŸin hastanın sürekli kullandığı inhaler ilaçlar varsa tedavide ağızdan veya venöz yolla kullanılan sistemik etkili steroidlerin verilmesi gerekebilir.

 

    Astım ataklarının tedavisinin genel amacı, havayollarındaki mikrobik olmayan iltihaba baÄŸlı daralmanın giderilmesi ve hastanın rahat nefes almasının saÄŸlanmasıdır.

 

Akut astım atağında acil tedavi yaklaşımı;

    Astım atağında en vazgeçilmez tedavilerden biri oksijen uygulamasıdır. Acil bakım için baÅŸvuran hastalarda hipoksi geliÅŸtiÄŸi düşünülerek oksijen verilmeye baÅŸlanmalıdır. Kullanılan maskenin geri solumasız olması ve rezervuarlı olması önerilir. Astım atağı geçiren hastanın kendiliÄŸinden solunumu yetersizse pozitif basınçlı ventilasyonla desteklenir. Oksijen uygulaması sırasında nabız oksimetresi ile ölçülen oksijen satürasyonunun % 94’ün üzerinde tutulması hedeflenmelidir.

    Akut astım atağında tedavinin baÅŸlangıç aÅŸamasında oksijen ile birlikte bronkodilatatör ilaçlar da uygulanmalıdır. Bunun için beta-2 agonist ilaçlar (salbutamol) kullanılır. EriÅŸkin dozu nebül ile 2,5-5 mg’dır. Yanıta göre doz 20 dakika sonra tekrarlanabilir. Çocuklarda salbutamolün dozu 0,15-0,3 mg/kg’dır. Çocuklarda salbutamol genellikle 2,5 mg nebül ile verilir. 20 dakika arayla 2-3 uygulamadan sonuç alınamıyorsa tedavi hastanede sürdürülmelidir.

    Antikolinerjik ilaçlar (ipratropiyum bromid); eriÅŸkinlerde 500 mcg, çocuklarda 250 mcg dozlarında inhalasyon yoluyla verilebilir.

    Adrenalin; beta-2 agonist tedavilere alternatif olarak derialtı yoldan adrenalin uygulanabilir. Kalp hızını artırdığı için zorunlu kalınmadıkça tercih edilmemelidir. Salbutamol’ün bulunmadığı durumlarda ya da yaÅŸamı tehdit edecek tıkanma belirtileri durumunda kullanılabilir. Kullanım dozu eriÅŸkinde 0,3 mg ve çocuklarda 0,01 mg/kg SC uygulanması ÅŸeklindedir (1/1000).

    YetiÅŸkinde adrenaline yanıt alınamazsa magnezyum sülfat kullanılır.

    Kortikostroidler (prednizolon, metilprednizolon); inflamasyon sürecini baskıladıkları için astım tedavisinde önerilmektedirler. Kortikosteroidlerin etkisi altı saat sonra baÅŸlayacağı için astım atağı baÅŸlar baÅŸlamaz verilmelidir. EriÅŸkinlerde ve çocuklarda 1-2 mg/kg dozunda (maximum 2mg/kg) kullanılır.

    Orta ve ağır astım ataklarında ağızdan yeterince sıvı alınamayan durumlarda sıvı tedavisi verilebilir.

    Astım atağı sırasında hasta dikkatle izlenmelidir. İzlenen hastalarda tedaviye raÄŸmen bilinç düzeyinde azalma, konfüzyon, koma, kas tonusunda azalma ortaya çıkarsa hastanın entübe edilmesi düşünülmelidir (Astım(yetiÅŸkin-çocuk) Akış Åžemaları).

KRUP SENDROMU

    Krup sendromu, seste kabalaÅŸma, havlar gibi öksürük, inspiratuvar stridor gibi klinik belirtilere neden olan bir grup akut solunum yolu hastalığını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Hastalık tutulan anatomik bölgeye göre larengotrakeit, larengotrakeobronÅŸit, larengotrakeobronkopnömoni ve bakteriyel trakeit gibi deÄŸiÅŸik isimler alır ve hepsine birden genel olarak “krup sendromu”adı verilir. Bu hastalıkların ortak özelliÄŸi üst solunum yolunda (karina üstü) tıkanmaya neden olmalarıdır. Tıkanmanın derecesine göre deÄŸiÅŸik ağırlıkta solunum sıkıntısı ve bazen de solunum yetersizliÄŸi geliÅŸebilir.

 

• Akut LaringotrakeobronÅŸit; çocukluk çağında en sık (% 80) krup nedeni viral larengotrakeobronÅŸittir. Krup, 6 ay-5 yaÅŸ arasındaki çocuklarda görülmekle beraber, en sık 1-2 yaÅŸlar arasında ve sonbahar-kış aylarında görülür. Hastalığın ilk birkaç gününde burun akması, kuru öksürük, halsizlik gibi nonspesifik üst solunum yolu infeksiyonu belirtileri vardır; ateÅŸ yok ya da hafiftir. Giderek inspiratuar stridor (ıslık ya da horoz öter tarzda) ve havlar gibi kaba bir öksürük tabloya hakim olur. Sonraki günler içerisinde infeksiyon alt solunum yollarına indikçe ekspiryumda uzama ve hışıltı (wheezing) ortaya çıkar. Semptomlar gece daha fazlalaşır ve az ya da çok solunum sıkıntısı ile birlikte günlerce sürebilir. Bununla

birlikte genellikle hastanın genel durumu fazla bozulmaz. Burun kanadı solunumu, supra-infra sternal ve interkostal çekilmeler görülebilir.

​

• Akut Epiglottit; enfeksiyöz nedenli akut üst solunum yolu tıkanmasına neden olan en ciddi durumların başında gelir. Sıklıkla 2-7 yaşındaki çocuklarda ve Haemophilus influenzae tip B ile oluÅŸur. Akut baÅŸlangıcı ile fark edilir. Saatler içinde geliÅŸen ve ilerleyen üst havayolu darlığı vardır. Hasta toksik görünümdedir. Yüksek ateÅŸ, ilerleyici dispne, ileri derecede genel durum bozukluÄŸu, ÅŸoka eÄŸilim, afoni, disfaji, ağızdan salya akıtma, solgunluk ya da siyanozla karakterize çok ağır bir tablodur. Laringoskopla ÅŸiÅŸ ve kırmızı epiglotun görülmesi ile tanı konur, ancak muayene sırasında bile akut komplet tıkanma olabileceÄŸinden çok dikkatli olunmalı, acil giriÅŸim koÅŸulları bulunan bir ortamda boÄŸaz muayenesi ve laringoskopi yapılmalıdır.

 

Krup / epiglottitte acil tedavi yaklaşımı;

• Olay yeri deÄŸerlendirilerek gerekli güvenlik önlemleri alınır

• Hastanın bilinci ve ABC’si deÄŸerlendirilir

• Hastaya rahat soluyabileceÄŸi bir pozisyon verilir ve güven verilerek sakinleÅŸtirilir

• NemlendirilmiÅŸ oksijen verilir, gerekirse solunumu Balon-Valf-Maske ile desteklenir

• Damar yolu açılır

• Solunum ve kardiyak monitörizasyon saÄŸlanarak hasta sürekli deÄŸerlendirilir

• Havayoluna bakmaya çalışmak çocukta strese neden olacağından ağız içi muayenesi yapılmaz. Akut epiglottitde dil basacağı ile ağız muayenesi çok tehlikeli olup solunum yollarının tam obstrüksiyonu ve ölüme neden olabilir

• Solunum sıkıntısı devam ediyorsa 112 KKM ile iletiÅŸime geçilerek danışman hekimin onayı ile 1/1000’lik Adrealin 3mg nebul maske ile verilir. Yine 112 KKM’ye danışılarak 0,6 mg/kg deksametazon IV uygulanır.

• Yapılan tüm uygulamalar vaka kayıt formuna kaydedilir

• Hasta KKM’nin yönlendirdiÄŸi saÄŸlık kuruluÅŸuna nakledilir (Çocuk Krup/LaringotrakeobronÅŸit-Epiglottit

Akış Şemaları).

 

KAYNAKLAR:

1. Atıcı A, HallıoÄŸlu O, Mert E, Çocuklarda Temel ve İleri YaÅŸam DesteÄŸi Uygulamaları, Nobel Kitapevi 2011

2. Solunum Acilleri: http://mtegm.meb.gov.tr/program/dokuman/modul/AC%DDL%20SA%D0LIK%20H%DDZMETLER%DD/TIBB%DD%20AC%DDLLER/Solunum%20acilleri.pdf

3. Solunum Sistemleri: http://mtegm.mebçgov.tr/program/dokuman/modul/ANESTEZ%DD%20VE%20REAN%DDMASYON/ANATOM%DD%20VE%20F%DDZYOLOJ%DD/Solunum%20sistemi.pdf

© 2012  - Tüm hakları saklıdır.

bottom of page