
ÅžOKTA OLAN HASTAYA YAKLAÅžIM VE DAMAR YOLU AÇILMASI
ÅžOKTA OLAN HASTAYA YAKLAÅžIM
Åžok yaÅŸam makinalarının raydan çıkmasıdır.
Samuel Gross 1872
Perfüzyon: Kanın bir organ veya dokuda dolaşmasıdır
Kalp Debisi: Kalbin bir dakikada vücuda pompaladığı kan hacmidir.
Atım hacmi: Her bir ventrikül kasılması ile atılan kan hacmidir.
Ortalama Arter Basıncı: Kalp debisi ve sistemik damar direncinin çarpımı ile elde edilen deÄŸerdir.
Åžok, dolaşım bozukluÄŸu nedeniyle oksijen sunumunun veya dokulara kan dağılımının yetmediÄŸi durumların tamamını kapsayan klinik bir tablodur. Åžokta doku perfüzyonunun saÄŸlanamaması sonucu dokuların metabolik ihtiyaçları yeterince karşılanamaz. Bir baÅŸka deyiÅŸle ÅŸok; dolaşım yetersizliÄŸi ve doku anoksisidir. Dokulara yeterli oksijen, gerekli besin maddeleri taşınamadığında ve dokularda biriken metabolik atıklar temizlenemediÄŸinde ise önce hücre iÅŸlevlerinde bozulma, sonrasında da hücre ölümü meydana gelir.
Prognoz ÅŸokun ÅŸiddetine, tipine, tedaviye baÅŸlama süresine, eÅŸlik eden hastalıkların varlığına ve geliÅŸen komplikasyonlara baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸim gösterir. Åžokun erken tanısı ve tedavisi kardiyak arrestin önlenebilmesi açısından çok önemlidir.
​
Åžokun baÅŸlangıç aÅŸamasında kompanzasyon (dengeleyici) mekanizmaları devreye girerek perfüzyon dengelenmeye çalışılır. Güçlü vazokonstrüksiyon mekanizmaları kanı periferden hayati organlara yönlendirir; böylece kalp, beyin gibi hayati organların perfüzyonu sürdürülür.
​
Hastane öncesinde ÅŸoka yaklaşım, hastanın ileri tetkik ve tedavisinin sürdürüleceÄŸi saÄŸlık kurumuna transportu öncesinde, hastanın solunum, dolaşım, bilinç yeterliliÄŸi baÅŸta olmak üzere diÄŸer vital parametrelerinin (kan ÅŸekeri düzeyi, vücut ısısının korunması vb) kontrolünü saÄŸlayacak ÅŸekilde mevcut sıvı açığının karşılanmasını ve ilaç uygulamalarını içerir.
Åžok etyolojisine göre dört grupta sınıflandırılır;
Åžoka yol açan etyolojik etken bazen birden fazla ÅŸok tipini ortaya çıkarabilir. Ancak hastane öncesinde unutulmaması gereken aksi kanıtlanana kadar tüm ÅŸokların hipovolemik ÅŸok olarak kabul edilerek tedavisinin baÅŸlatılması ilkesidir.
Åžok fizyolojik olarak; kompanze ÅŸok, dekompanze ÅŸok ve geri dönüşümsüz ÅŸok olmak üzere 3 evrede incelenir. Her evrenin klinik belirti ve bulguları aÅŸağıdaki tabloda gösterilmiÅŸtir.
Åžokun fizyolojik evrelemesini yapabilmek için dolaşım yeterliliÄŸini deÄŸerlendirme kriterlerine bakılması gereklidir.
1- Kalp Hızı: Kalp debisindeki düşüşe tipik fizyolojik yanıt taşikardidir. Ancak taşikardi her ne kadar şok durumunda ilk bulgulardan biri olsa da sadece şok durumuna spesifik bir semptom değildir. Ateş, heyecan, egzersiz sonrası gibi durumlarda da oluşabilir.
TaÅŸikardinin saptanabilmesi için normal deÄŸerlerinin bilinmesi gerekir.
2- Kan Basıncı: Kalp debisinin normal sınırlar içinde sürdürülebilmesi için gerekli kompanzasyon mekanizmaları kalp atım hızını ve kalbin kasılma gücünü arttırır. Bu mekanizmalar yetersiz kaldığında kan basıncı düşer ve dekompanze ÅŸok meydana gelir. Ortalama arter basıncını, kalp debisi ve sistemik damar direnci belirler. Kalp debisi yetersiz olduÄŸu zaman normal kan basıncı ancak damarların daralmasıyla saÄŸlanabilir. Ortalama kan basıncı, baÅŸlangıçta sistemik damar direnci artışıyla sürdürülebilir.
Kan basıncı düşüklüğü kardiyovasküler dekompanzasyonun geç ve sıklıkla ani geliÅŸen bir bulgusudur. Bu nedenle kan basıncındaki hafif bir azalma bile hızla tedavi edilmelidir.
Hipotansiyon geç ama dekompanze ÅŸok ayrımında en önemli bulgudur. Bu nedenle yaÅŸa özgü minimum kan basıncı deÄŸerleri bilinmelidir.
3- Sistemik dolaşım bulguları: Åžokta sinüs taÅŸikardisi spesifik olmayan bir bulgudur. Hipotansiyon ise geç dönemde ortaya çıkar. Bu nedenle kompanze ÅŸokun erken tanısı için diÄŸer sistemik dolaşım bulgularına bakmak gereklidir.
Sistemik dolaşım değerlendirmesi parametreleri;
• Nabız dolgunluÄŸu
• Cilt rengi ve kapiller dolum zamanı
• Bilinç düzeyi
• İdrar miktarı
• Nabız dolgunluÄŸu: Åžok durumunda periferik nabız dolgunluÄŸunda azalma meydana gelir. Bu durumda filiform
(çok hızlı ve ÅŸiddeti düşük nabız) bir nabız hissedilir. Periferik ve santral nabızlar arasındaki
basınç farkı hipotermik ortam nedeni ile oluÅŸan damar daralmasına baÄŸlı olabileceÄŸi gibi
kalp debisindeki azalmanın erken işareti de olabilir.
• Cilt rengi ve kapiller dolum zamanı: Åžokta kompanzatuvar mekanizmaların devreye girmesiyle periferik damarlar daralır ve cilt uçlardan itibaren soÄŸumaya ve soluklaÅŸmaya baÅŸlar. Çevre ısısı normal olduÄŸu halde alacalı, soÄŸuk bir cilt kötü dolaşımın göstergelerindendir. Kapiller geri dönüş zamanının uzaması da dolaşım bozukluÄŸunun bir göstergesi olup ÅŸokta önemli bir bulgudur.
Kapiller geri doluÅŸ zamanı deÄŸerlendirilirken ekstremite kalp seviyesinin üstüne kaldırılmalıdır. Böylece venöz göllenmeye baÄŸlı olabilecek hatalı deÄŸerlendirme ekarte edilmiÅŸ olur. Åžokta kapiller geri doluÅŸ zamanı 2 sn’den uzun sürer.
• Bilinç düzeyinin deÄŸerlendirilmesi: Åžiddetli dolaşım bozukluÄŸu bilinç düzeyinde büyük deÄŸiÅŸikliklere neden olabilir. Bilinç düzeyi deÄŸerlendirme parametreleri;
- A (Alert) : Uyanık
- V (verbal): Sesli Uyarana yanıt
- P (pain) : Ağrılı uyarana yanıt
- U (unresponsive): Yanıtsızlık
AVPU deÄŸerlendirme skalası pratik ve hızlı bir deÄŸerlendirme saÄŸlar. Buna ek olarak ileri ve ayrıntılı deÄŸerlendirme için Glasgow Koma Skalası kullanılır.
Pratikte sık kullanılan bilinç düzeyi deÄŸerlendirme parametrelerinden AVPU skalası ve Glasgow Koma Skalası birbirlerine uyumludur.
Åžok etkin ve zamanında tedavi edilmediÄŸi takdirde bilinç düzeyi giderek azalır. Bilinç düzeyindeki azalmanın ilerlemesiyle derin tendon refleksleri baskılanabilir, göz bebekleri küçülebilir(ışığa tepki vardır) ve solunumun ÅŸekli deÄŸiÅŸebilir.
• İdrar miktarı: İdrar debisi, böbrek kan akımı ve glomerüler filtrasyon hızıyla doÄŸru orantılıdır. Bilinen bir böbrek hastalığı yokken
- EriÅŸkinlerde 30 ml/ saat
- Çocuklarda 1ml/saatten az idrar miktarı kötü böbrek dolaşımının veya hipovoleminin göstergesidir.
ÅžOK; dinamik bir süreçtir ve tedavisiz her saniye prognozu kötüleÅŸtirir. Erken Tanı, Etkin Tedavi ve Yakın İzlem YAÅžAM KURTARICI olabilir.
HİPOVOLEMİK ŞOK
Hipovolemik ÅŸok hastane öncesinde en sık karşılaşılan tablolardan biridir. Damar içinde dolaÅŸan kan hacminin yetersizliÄŸi ile karakterizedir. Kanama ve sıvı kaybı en sık nedenlerdir. Hipovolemik ÅŸok aynı zamanda sıvının karındaki içi boÅŸ organlara veya periton boÅŸluÄŸuna geçiÅŸi sonucu da oluÅŸabilir.
Hipovolemik şokun en sık karşılaşılan nedenlerinden biri kanamadır.
Hipovolemik ÅŸok iki grupta incelenebilir.
• Hemorajik ÅŸok
• Non hemorajik (metabolik) hipovolemik ÅŸok
• Hemorajik ÅŸokun; en sık nedeni travmadır. Bunlar toraks travması, büyük damar yaralanmaları (aort rüptürü vb) ve solid organ (karaciÄŸer, dalak, böbrek) yaralanmaları olarak sayılabilir. Bunun dışındaki diÄŸer nedenler; gastrointestinal sistem kanamaları (özefagus varis kanamaları, damar anomalileri, ülserler vb), ortopedik kırıklar (pelvik, femur vb) ve jinekolojik (ektopik gebelik rüptürü, peripartum hemorajiler vb) hastalıklardır.
Ortalama yetiÅŸkin kan hacmi, vücut ağırlığının yaklaşık % 7’sini oluÅŸturur, 70 kg ağırlığında bir kiÅŸi için tahmini kan hacmi yaklaşık 5 L’dir. Hemorajik ÅŸokta kan kaybının miktarına göre vital bulgularda deÄŸiÅŸiklikler oluÅŸur.
Yukarıdaki tablo tahmini kaybın öngörülmesine yardımcı olsa da kimi zaman farklı bulgularla karşımıza çıkabilir. Genç ve atletik hastalarda olduÄŸu gibi bazı durumlarda oldukça stabil seyredebilir ve vital bulgularda deÄŸiÅŸiklik olmayabilir (8). Ayrıca yaÅŸlı hastalarda ya da beta bloker kullanan hastalarda taÅŸikardi gibi bir bulgu izlenemeyebilir. Yine intraabdominal kanamalı hastaların %30’unda karın boÅŸluÄŸunda kan birikimi nedeniyle oluÅŸan refleks vagal uyarı nedeniyle taÅŸikardi yerine bradikardi görülebilir.
Çocuklarda kan volümü eriÅŸkinlerden farklı olarak 70-80 ml/kg’dır. Kan hacminin %15 kaybında klinik bulgular minimaldir. Kalp hızı artmış olabilir, kan basıncı ise normal düzeydedir. Hipotansiyon geç bulgu olarak karşımıza çıkar. Hatta kan kaybı %30-40 olduÄŸunda dahi kan basıncı normal bulunabilir.
Åžokta çocuklarda böbrek, kalp ve beyine yeterli kan akımını saÄŸlayabilmek ve kan basıncının hızlı ve kolay bir ÅŸekilde düşmesini önlemek amacıyla periferik damarlarda vazokonstrüksiyon daralma meydana gelir. Bu nedenle çocuklarda hipotansiyon ÅŸokun geç döneminde ortaya çıkar ve kötü prognoz bulgusudur. Prognoz kötüleÅŸmeden ÅŸokun tanısının konulması ve tedavisinin yapılması önemlidir.
• Non hemorajik hipovolemik ÅŸok; nedenleri arasında gastrik kayıplar (kusma, ishal, asit ), yanıklar, pankreatit, diabetes insipidus, böbrekten tuz kaybı (böbrek yetmezliÄŸi diürez fazı) barsak tıkanmaları sayılabilir.
Aynı zamanda non hemorajik hipovolemik ÅŸok çocuklarda en sık görülen ÅŸok tipidir. Ağır hipovolemik ÅŸoka yol açan ishal, geliÅŸmekte olan ülkelerde en sık ölüme yol açan hastalıklardan biridir. Gerçek sıklığı bilinmemektedir.
​
Åžoktaki bir hastada tedavi hastane öncesinde baÅŸlar.
Hipovolemik şokta acil tedavi yaklaşımı;
​
YetiÅŸkin hastada;
• Hipovolemik ÅŸoktaki hastanın öncelikle ABC’si deÄŸerlendirilir.
• SpO2 94’ün üzerinde olacak ÅŸekilde oksijen verilir. Solunum sıkıntısı varsa pozitif basınçlı ventilasyon açısından deÄŸerlendirilmelidir. Gerekirse entübe edilebilir.
• Varsa dışa kanama kontrol altına alınmalıdır (direk bası, basınçlı sargı, arter bası noktalarına bası, elevasyon, kanama durdurucu ajan). Hastaya ÅŸok pozisyonu verilir (hasta sırt üstü yatırılarak ayakları 30 cm düz bir ÅŸekilde yukarı kaldırılır). Pasif bacak kaldırma iÅŸlemi sonrası kan basıncı artışı saÄŸlanıyorsa sıvı tedavisinden fayda göreceÄŸi düşünülebilir.
• Vücut sıcaklığı korunur, ıslak giysileri varsa çıkarılır ve varsa termal battaniye ile sarılır.
• Damar yolu açılır (EriÅŸkinde 2 dk içinde, çocukta 1 dk içinde IV yol açılamıyorsa IO yol açılır).
Damaryolunun en az biri mümkünse geniÅŸ periferik damardan geniÅŸ kanüllerle (yeÅŸil, gri) açılması tercih edilmelidir (16).
Uygulanacak ilaçların arkasından 20 ml serum fizyolojik ile damar yolu yıkanmalıdır. İlaçların uygulanmasında trakeal yolun kullanımı artık önerilmemektedir.
• EriÅŸkinde ÅŸok bulguları var ise 10 ml/kg ringer laktat veya normal serum fizyolojik (SF) 10-20 dk içinde uygulanır. Bu doz 20 dk’da bir toplam 3 kez tekrarlanabilir. Her bir serum fizyolojik (SF) bolusunu takiben hasta yeniden dolaşım ve solunum yeterliliÄŸi açısından deÄŸerlendirilir (dispne, raller, ronkus). Orta dereceli hipovolemisi olan hastaların genellikle 20 ml/kg izotonik kristaloid ihtiyacı vardır (9). Sıvı yüklemelerine raÄŸmen hastada ÅŸok bulgularının devam ettiÄŸi durumlarda hastaneye transport süresi 1 saatten fazla uzarsa ya da yüklenme bulguları varsa KKM’ye danışılarak dopamin infüzyonu (5-20 mcg/kg/dk hızda ) baÅŸlanması kararı verilebilir. Böyle bir durumda infüzyon titre edilerek yakın monitorizasyon eÅŸliÄŸinde yapılmalıdır. Tansiyon; travma vakalarında kontrollü hipotansiyon limitlerinde (TA: 90/60 mmHg ) tutulmaya çalışılmalıdır. Tüm vital bulgular tekrar deÄŸerlendirilerek hastanın hızlı ve güvenli bir ÅŸekilde nakli saÄŸlanır.
Çocuk hastada;
• 20 ml/kg IV bolus SF uygulanır. Bulgular düzelene kadar gerekirse 5-20 dk’da bir toplam 3 kez tekrarlanır.
YenidoÄŸanda;
• 10 ml/kg SF bolus IV 20 dk içinde uygulanır. YaÅŸamsal bulguları tekrar deÄŸerlendirilerek hızla nakli saÄŸlanır (Hipovolemik veya Septik Åžok (çocuk) Akış Åžeması).
Hipovolemik Åžokta Kullanılan Sıvılar; hipovolemik ÅŸok tedavisinde ilk tercih serum fizyolojik ve ringer laktat gibi izotonik kristalloid sıvılardır. Bu sıvıların etkinliÄŸi yüksektir, ucuzdur ve kullanıma hazırdır. Alerjik reaksiyon oluÅŸturmaz ve aynı zamanda sıvı ve sodyum açığını etkili bir ÅŸekilde düzeltirler.
Kristalloidlerin ancak % 30’u oldukça kısa bir süre damar yatağında kaldığı için kanama miktarına göre sıvı verilmesi planlandığında 3:1 kuralı geçerli olur. Yani 1000 ml kanama için 2-3 lt kristalloid verilmesi planlanabilir ve sıvı resüsitasyonuna verilen hemodinamik yanıt takip edilir. Yeterli cevap yoksa kanamanın toplam kanın % 15-20’sinden fazla olduÄŸu ya da kanamanın halen aktif ÅŸekilde devam ettiÄŸi düşünülebilir (8). Yüksek volümde sıvı verildiÄŸinde akciÄŸer ödemi açısından dikkatli olunmalıdır.
Kolloid sıvılar, damar yatağında volüm tutucu özelliÄŸi ile etkili hacim saÄŸlar. Damar içi alanda kristalloidlere göre daha uzun kalırlar. Kolloidler 1:1 volüm oranında sıvı ya da kan kaybını karşılar. Buna raÄŸmen yapılan çalışmalarda sıvı replasmanında kolloidlerin kristalloidlere üstünlüğü kanıtlanamamıştır (18). Çok yüksek volümde kristaloid verilmesi gerektiÄŸinde ya da kristalloid tedavisine yanıtsızlık durumunda kolloid verilmesi düşünülebilir. Kolloid solüsyonların kullanımında ayrıca alerjik reaksiyon geliÅŸme riski vardır. Özellikle yaÅŸlı hastalarda yüksek miktarda kullanımlarında akciÄŸer ödemi geliÅŸme
riski vardır. Bu nedenle yaşlı hastalarda kullanımlarında yakın takip gereklidir.
DoÄŸal kolloidlerde enfeksiyon riski, sentetiklerde ise pıhtılaÅŸma bozuklukları gibi yan etkiler görülebilir.
Hipovolemik Åžokta İlaç Tedavisi; tüm sıvı seçenekleri kullanıldığı halde ÅŸok bulgularının kontrol edilemediÄŸi hipovolemik ÅŸok durumlarında damarlar ve kalp üzerine etkili ilaç uygulamaları gerekebilir. Amaç perfüzyonu ve dolayısı ile doku oksijenizasyonunu saÄŸlayıp doku hipoksisi ve asidozun önüne geçmektir. Bir damar yolundan sıvı tedavisine devam edilirken diÄŸer bir damar yolundan vazoaktif ilaç verilebilir. İnotrop ilaçlar kalbin kasılmasını düzelterek kalp atım hacminin ve kalp debisinin artmasını saÄŸlarlar.
Bu amaçla hastane öncesinde kullanılan temel ilaçlar (Tablo 12);
• Dopamin
• Dobutamin
• Adrenalin
• Dopamin; çeÅŸitli kardiyovasküler etkileri olan endojen bir katekolamindir. Etkisi doza göre deÄŸiÅŸiklik gösterir. Düşük dozda kullanımında dopaminerjik reseptörleri uyarır ve vazodilatasyon yaparak böbrek, kalp ve beyin dokusunun kan akımını arttırır (2-5 mcg/kg/dk). Orta dozlarda (5-10 mcg/kg/dk) miyokarddaki β1 reseptörlere etki eder.Yüksek dozlarda (> 10 mcg/kg/dk) α 1 reseptör etkileri ön plandadır ve vazopressör ve inotrop (kalbin kasılma gücünü arttırıcı) etkisi ortaya çıkar. Dopaminin etkisi hastadan hastaya deÄŸiÅŸim gösterdiÄŸi için en düşük dozdan baÅŸlanıp istenen etki saÄŸlanıncaya kadar kademeli olarak doz artırılarak tedaviye etkin dozda devam edilmesi gerekir. Maksimum doz 20 mcg/kg/dk’dır (Tablo 13).
Dopaminin 20mcg/kg/dk’dan daha yüksek dozlarda verilmesi inotrop etkiyi artırmaksızın ÅŸiddetli vazokonstrüksiyona sebep olabileceÄŸinden dolaşım bozukluÄŸuna yol açmaktadır. Bu nedenle daha fazla inotropik etki gerektiÄŸinde dopaminin maksimum dozu aşılmamalı bunun yerine dobutamin veya adrenalin tercih edilmeli ya da dopamin bu ilaçlarla birlikte daha düşük dozda uygulanmalıdır. Dopamin, taÅŸikardiye, aritmilere ve hipertansiyona neden olabilir. Katekolaminler (dopamin, adrenalin vb) güvenli bir damar yolundan uygulanmalıdır. Çünkü damar dışına çıktıklarında dokularda bölgesel iskemi ve nekroza yol açabilirler. Alkali PH‘da inaktive olacaklarından NaHCO3(sodyum bikarbonat) ile birlikte verilmemelidir.
​
• Dobutamin; Beta-1 adrenerjik reseptörler üzerine seçici etkili inotrop sentetik bir katekolamindir. Kalbin kasılma gücünü ve hızını artırır. Periferik damarlarda vazokonstrüksiyon etkisi yoktur. Miyokard fonksiyonunun yetersizliÄŸine sekonder geliÅŸen düşük kalp debisinde kullanılır. TaÅŸikardi, hipertansiyon, aritmiler, bulantı, kusma gibi yan etkileri görülebilir. Dozu 2-20 mcg/kg/dk olarak ayarlanır.
• Adrenalin (Epinefrin); α ve β-reseptörlerin nonselektif kuvvetli bir agonistidir. Åžokta Adrenalinin yeri kardiyak debiyi artırmaya yöneliktir. Adrenalin miyokardın kasılma gücünü, kalp hızını artırırken periferik vazokonstriksiyon etkisiyle de hayati organların perfüzyonunu artırır. Yarılanma ömrü 3-5 dakikadır. Bradikardide ve anaflaktik ÅŸokun ileri evresinde larinks ödemini bloke etmek ve bronkodilatasyon için kullanılır. İnfüzyon dozu 2-10 mcg/dk’dır. Alınan cevaba göre doz her 5 dakikada bir ayarlanmalıdır (Hipovolemik Åžok (yetiÅŸkin) Akış Åžeması).
KARDİYOJENİK ŞOK
​
Hipotansiyona neden olacak damar içi volüm yetersizliÄŸinin olmadığı durumda, kardiyak çıktının düşüklüğü ve hipotansiyon ile seyreden bir doku hipoperfüzyonu tablosudur. Kısaca kalbe dönen kanın kalp tarafından yeterli oranda dokulara pompalanamamasından kaynaklanmaktadır. Sorun kalbin pompa fonksiyonunu yeterince yerine getirememesidir. Obstrüktif ÅŸok da çoÄŸu kaynakta Kardiyojenik ÅŸok ile aynı grupta sınıflandırılmakta olup bu bölümde incelenecektir.
​
Kronik kardiyolojik bir hastalığı olan ve birden kötüleÅŸmiÅŸ bir hastada kardiyojenik ÅŸoktan ÅŸüphelenilmelidir. Kardiyojenik ÅŸok genellikle altta yatan kardiyak bir hastalığın ilerlemesi nedeniyle oluÅŸur. Bunun dışında en sık neden miyokard infarktüsüdür. Etkilenen miyokard yüzdesi hastanın prognozunu belirleyen en temel faktördür. Aritmiler de örneÄŸin 50 atım/dk’nın altındaki kalp hızları da kalbin yeterli kanı pompalamasını engelleyebilir. Çocuklarda ise sıklıkla doÄŸuÅŸtan kalp hastalığı, kardiyomiyopatiler ve aritmiler kardiyojenik ÅŸoka neden olurlar.
​
Kardiyojenik ÅŸokta hastada bilinç durumunda bozulma, hipotansiyon (sistolik kan basıncı 90 mmHg altında), nefes darlığı, taÅŸipne (solunum sayısı 22/dk üzerinde), taÅŸikardi (100 atım/dk üzerinde) gibi temel bulgular gözlenir. Laboratuarda arter kan gazında PaCO2<32, serum laktat > 4mmol/L ve idrar çıkışı 0,5ml/kg/saat den azdır. AkciÄŸerde dinlemekle raller vardır. Ekstremiteler baÅŸta olmak üzere vücudun farklı bölgelerinde ödem, ekstremitelerde soÄŸukluk, boyun venlerinde dolgunluk hepatomegali görülebilir. Aynı zamanda kardiyojenik ÅŸok akut ÅŸekilde geliÅŸtiÄŸinde göÄŸüs aÄŸrısı da belirgin bir bulgu olabilir.
Kardiyojenik şok 3 evrede sınıflandırılabilir.
1. Evre: Kompanze Hipotansiyon: Kalp debisi azalmıştır ve buna baÄŸlı hipotansiyon geliÅŸmiÅŸtir. Damarlardaki kompanzasyon mekanizmaları aktifleÅŸir ve kan basıncı normale getirilmeye çalışılır.
​
2. Evre: Dekompanze Hipotansiyon: Kalp debisi damarların vazokonstrüksiyonuna rağmen yetersiz kalır. Kan basıncı ve dokuların perfüzyonu düşmüştür.
​
3. Evre: Geri Dönüşümsüz Åžok: İskemi geliÅŸir ve geri dönüşümsüz miyokard ve hücre hasarı görülür.
Kardiyojenik şokta acil tedavi yaklaşımı;
YetiÅŸkin hastada;
• Öncelikle hastanın bilinci ve ABC si deÄŸerlendirilir.
• SpO2 % 94’ün üzerinde olacak ÅŸekilde maske ile 4-6 lt/dk. oksijen verilir. Gerekirse solunum, balon Valf-Maske ile ya da yeterli ventilasyon saÄŸlanamıyorsa entübasyon ile desteklenir.
• Bilinci açıksa hastaya yarı oturur pozisyon verilir. Travma öyküsü varsa hasta kafa travması yönünden deÄŸerlendirilir. Hasta hamile ise sol yan tarafa yatırılır. Monitorize edilir. SpO2, kapnograf varsa End-Tidal CO2 de izlemeye alınır.
• Damar yolu açılır (IV veya IO), kan ÅŸekerine bakılır. Hastada yüklenme bulguları yoksa (akciÄŸerde hışırtı, yaygın ödem vb) çok yakın oskültasyon eÅŸliÄŸinde yavaÅŸ olarak 250 ml ile baÅŸlamak kaydı ile IV % 0,9 NaCI solüsyonu uygulanır. (22, 24) Sıvı takibi çok dikkatli yapılmalıdır. Çünkü kardiyojenik ÅŸokta sıvı verilmesi bazen yarardan çok zarar (pulmoner ödem, kalp yetmezliÄŸi) getirebilir. KaraciÄŸer büyüklüğünün artması, juguler venlerde dolgunluk, akciÄŸerde rallerin duyulması veya artması, kalpte dinleme bulgusu olarak S3’ün bulunması, pulse oksimetrede satürasyonun düşmesi sıvı yükünün fazla olduÄŸunu gösterir (7,23). Solunum sıkıntısı bulguları geliÅŸirse (dispne, raller, hışırtı sesi, SpO2’de düşme) IV sıvı verilmesi azaltılır ya da durdurulur. Hasta yakından gözlenmeye devam edilir.
• Sistolik basınç 90 mmHg’nın altındaysa IV Dopamin baÅŸlanır. (Pulmoner konjesyon dominant ise, dobutamin de tercih edilebilir ancak dobutaminin taÅŸikardi ve hipotansiyona yol açma riski nedeniyle hastanın sıvı volüm yeterliliÄŸinin tam olması ve tansiyonun 90 mmHg üzerinde olması önerilir.)Sistolik basınç 90 mmHg nin üzerine çıktığında dopaminin yanında dobutamin de baÅŸlanarak varsa dopaminin yan etkilerinin azaltılması uygun olabilir.
• Hastane ortamında arteryal kan gazı, kardiyak enzimler ve diÄŸer kan analizleri için kan örnekleri alınır.
• Hastanın, 112 KKM tarafından bildirilen saÄŸlık kuruluÅŸuna nakli saÄŸlanır (Kardiyojenik Åžok(yetiÅŸkin) Akış Åžeması).
Çocuk hastada;
• ABC deÄŸerlendirilir
• Maske ile SpO2=>94 olacak ÅŸekilde oksijen verilir. Gerekirse solunumu BVM (balon-valf- maske) ile desteklenir.
• Bilinç kaybı varsa (pediyatrik GKS<=8) endotrakeal entübasyon yapılır. Pulse oksimetre ve kapnograf kullanılır
• Bilinç kaybı yoksa çocuk oturur durumda transport edilir.
• Kardiyak monitörizasyon yapılır ve % 0,9 NaCl 10 ml/kg IV sıvı baÅŸlanır. Solunum sıkıntısı ve taÅŸikardi artarsa 112 KKM’ye danışılarak 1mg/kg furosemid IV verilir. Solunum sıkıntısı ve taÅŸikardi azalırsa veya furosemid yaptıktan sonra hipotansiyon devam ediyorsa 112 KKM’ye danışılarak Dobutamin veya Dopamin 5 mcg/kg/dk ÅŸeklinde baÅŸlanır. Adrenalin genellikle dopamine yanıtsız ÅŸokta veya dobutamin tedavisini tolere edemeyen hipotansif çocuk hastalarda tercih edilir. Düşük dozda (0.05-0.3 mcg/kg/dk) β-reseptör etkisi (inotrop etki) ön plandadır. Bu nedenle düşük kalp debili çocuklarda adrenalin ikinci seçenek olarak kullanılır (Kardiyojenik Åžok (çocuk) Akış Åžeması) (7).
Obstrüktif şokta acil tedavi yaklaşımı;
• Tedavide hızlı sıvı resüsitasyonu geçici olarak ventrikül doluÅŸunu saÄŸlayabilir. Tansiyon pnömotoraks ya da tamponad gibi durumlarda acil cerrahi dekompresyon yapılmalıdır. Obstrüktif ÅŸok nedeninin tespiti alanda baÅŸlatılması gereken tedaviler için önemlidir. ÖrneÄŸin tansiyon pnömotoraksın neden olduÄŸu obstüktif ÅŸokta iÄŸne dekompresyonu ÅŸokun nedenini ortadan kaldıracağı için geciktirilmeden yapılmalıdır. Kardiak tamponad ve diÄŸer obstrüktif ÅŸoka neden olan durumlarda tedavi edilebilecek doÄŸru merkeze transport edilmesi için planlama yapmak, zamanı iyi kullanmak önemlidir.
DİSTRİBÜTİF ÅžOK
​
Yaygın vazodilatasyon nedeniyle damarda dolaÅŸan kanın vucutta anaormal dağılımıdır. Kan bazı bölgelerde göllenirken bazı bölgelerde hiç bulunmayabilir.
En sık görülen distributif ÅŸok nedenleri;
1. Septik ÅŸok
2. Anaflaktik ÅŸok
3. Spinal ÅŸoktur.
1- Septik Åžok:
Septik ÅŸokta aÅŸağıdaki bulgular görülür (25).
a) Vücut ısısının 38 °C üzerinde veya 36 °C altında olması,
b) Kalp hızının 90/dk üzerinde olması,
c) Solunum hızı 20/dk’nın üzerinde, PaC02 < 32
d) Beyaz küre sayısının 12000 üzerinde veya 4000 altında olması ya da periferik yaymada % 10 üzerinde immatür formların saptanması,
e) Yeterli sıvı tedavisine rağmen hipotansiyon ve perfüzyon bozukluğu
f) Mikrobiyolojik olarak enfeksiyonun varlığı
Septik şokta acil tedavi yaklaşımı;
YetiÅŸkin hastada;
• KiÅŸisel güvenlik ve hasta güvenliÄŸi saÄŸlanır. Bulaşıcı hastalık riskine karşı kiÅŸisel koruyucu malzemeler kullanılmalıdır.
• Öncelikle hastanın bilinci ve ABC’si deÄŸerlendirilir.
• SpO2 % 94’ün üzerinde olacak ÅŸekilde maske ile 4-6 lt/dk oksijen verilir. Gerekirse solunum, Balon- Valf- Maske ile ya da yeterli ventilasyon saÄŸlanamıyorsa entübasyon ile desteklenir. Solunum kaslarının yetersiz perfüzyonu nedeniyle yorulması sonucu “solunum arrest”inden kaçınmak için hızlı sıvı resüsitasyonuna yanıtsız hipotansif hastalar entübe edilmelidir. Pek çok kaynakta sepsisde oksijen satürasyon düzeyinin % 90 üstünde korunması gerektiÄŸini önerir (26).
• Monitorize edilir, SpO2, kapnograf ve End-Tidal CO2 izlenir.
• Hastane öncesi tedavide amaç hastanın var olan hipotansiyonunun düzeltilmesi ve yeterli kan dolaşımı hacminin saÄŸlanmasıdır. Bu amaçla en temel yaklaşım sıvı desteÄŸi saÄŸlamak olacaktır (6).
• Sıvı olarak tercih kristalloidler olmalıdır. Kolloid kullanımı bu safhada önerilmez. EriÅŸkinde sistolik kan basıncı 90 mmHg’nın altında ise 10 ml/kg IV ya da 500-1000 ml bolus RL veya SF 10-20 dk içinde uygulanır. Klinik duruma göre 20 dk’da bir toplam 3 kez tekrarlanır, her bir 500 veya 1000 ml’lik normal serum fizyolojik (SF) bolusunu takiben hasta yeniden dolaşım ve solunum yeterliliÄŸi açısından deÄŸerlendirilir (dispne, raller, ronküs ).
• Tüm vital bulgular tekrar deÄŸerlendirilerek hızlı ve güvenli bir ÅŸekilde nakli saÄŸlanır.
• Hastanın durumuna göre norepinefrin, epinefrin veya dopamin seçilecek vazopressorlerdendir.
Çocuk hastada;
Septik ÅŸokta sıvı tedavisi ilk yaklaşımdır. Septik ÅŸoktaki çocukların çoÄŸu hipovolemiktir ancak ateÅŸi olup dolaşım bozukluÄŸu olmayan çocukta sıvı tedavisi dikkatli verilmelidir. Tercih edilecek sıvı olarak kristaloidler 20 ml/kg dozunda hızlı bir ÅŸekilde 5-10 dk’da verilerek hastanın bilinç, kapiler dolum zamanı, idrar miktarı ve nabzı izlenir, gerekirse bu sıvı miktarı tekrarlanır (28). Hastanın vital bulgularında düzelme olmaması durumunda 20 mlkg sıvı tedavisi tekrarlanabilir. Sıvı tedavisine raÄŸmen düzelme olmaması durumunda veya hipotansiyonun devam etmesi durumunda vazoktif ilaçlar baÅŸlanır. Dopamin çocukta sıvı tedavisine yanıtsız septik ÅŸokta ilk seçilen vazoaktif ilaçtır (Dopamin 3-10 mcg/kg/dk.).
2- Anaflaktik Åžok:
Anaflaksi, derhal tanı ve tedavi gerektiren tıbbi bir acildir. Hızlı baÅŸlayan ve ölüme yol açabilecek bir reaksiyondur. Bulgular ilk 60 dakika içinde ortaya çıkar ve belirtiler ne kadar hızlı ortaya çıkarsa reaksiyonun ÅŸiddeti o kadar fazla olur.
Bir alerjenle temas sonrası ortaya çıkan cilt bulgularının yanısıra dolaşım sistemi tutulumu (kan basıncında düşme, nabız dolgunluÄŸunda azalma ve ÅŸok bulguları) veya solunum sistemi tutulumu (dispne, hipoksemi, bronkospazm, stridor) varsa tablo anaflaksi olarak kabul edilmelidir.
Anaflaktik şokta acil tedavi yaklaşımı;
• Hastanın ABC’si deÄŸerlendirilir.
• SpO2 % 94’ün üzerinde olacak ÅŸekilde maske ile 4-6 lt/dk oksijen verilir. Solunum sıkıntısı veya anjioödem varlığında erken entübasyon planlanır.
• Damar yolu açılır.
• Anaflaktik ÅŸokta temel ilaç Adrenalindir (Tablo 19). Tedavide 1:1000’lik solüsyonu kullanılır. 0,01 mg/kg(IM) dozda kullanılır. Doz hesaplanırken eriÅŸkinde maksimum 0,5 mg, çocuklarda maksimum 0.3 mg İM uygulanır ve bu dozun üzerindeki kilolar dikkate alınmaz. İyileÅŸme olmazsa 5 dk sonra tekrarlanır.
• Anaflakside İV Adrenalin uygulamasının daha çok uzmanlarca ve çok yakın monitorizasyon eÅŸliÄŸinde yapılması tercih edilir. Ancak İM uygulamalara cevap alınamadığı durumlarda titre edilerek eriÅŸkinlerde 1:10000 lik çözeltiden 50 mcg İV boluslar ÅŸeklinde uygulanır (30). Kardiyak arrestin eÅŸlik etmediÄŸi veya tekrarlayan dozlarda İV bolus uygulanmasına ihtiyaç duyan olgularda eriÅŸkinlerde 1-4 mcg/dk İV infuzyon dozu kullanılabilir (31). Çocuklarda 1 mcg/kg İV bolus gibi düşük dozlar dahi etkili olur.Çocuklarda infüzyon dozu olarak ise 0,1-1 mcg/kg/dk IV kullanılır.
• Hipoperfüzyon sürüyorsa, eriÅŸkinde 500-1000 ml, çocukta 20 ml/kg izotonik IV bolus olarak verilir. Gerekirse tekrarlanır.
• Antihistaminik olarak eriÅŸkinde Difenhidramin 25-50 mg IV yavaÅŸ ya da Ranitidin 50 mg IV yavaÅŸ, çocukta Difenhidramin 1 mg/kg IV/IO ya da Ranitidin 1 mg/kg verilir. Solunum sıkıntısı varsa salbutamol nebül eriÅŸkinde 2.5-5 mg, çocukta ise 2,5 mg inhaler olarak verilir.
• Belirtiler sürüyorsa Metilprednizolon1-2 mg/kg İV (en fazla 125 mg) verilir (Anaflaksi (yetiÅŸkin-çocuk) Akış Åžemaları).
3- Nörojenik (Spinal) Åžok:
En sık travma veya spinal anestezi sonrası sonrası görülür.
EÄŸer ÅŸoka neden olan faktör göÄŸüs alt yarısında meydana gelmiÅŸse hasarın üstünde kalan bölgede adrenerjik sistem aktifleÅŸir. TaÅŸikardi ortaya çıkar. Kan periferde göllenmeye baÅŸlar. Omurilik travmasına maruz kalan tüm hastalar aksi ispatlanana kadar Hipovolemik Åžok olarak kabul edilmeli ve tadavisi buna göre yapılmalıdır.
DAMAR YOLU AÇMA
Damar yolu; hastalara ilaç, solüsyon ve kan transfüzyonu gibi uygulamaların yapılabilmesi amacıyla dolasım sistemi ve dış ortam arasında doÄŸrudan bir giriÅŸ yolu oluÅŸturulmak için vene kateter takılması iÅŸlemidir.
Vene takılan kateterle sıvı ve ilaç verme iÅŸlermleri periferik intravenöz yol ve santral venöz yol kullanılarak gerçekleÅŸtirilir.
Hastane öncesi acil müdahalelerde hızlı emilimi saÄŸlamak amacıyla periferik intravenöz(IV) yol açılamaz ise kemik içi (intraosseöz) yol kullanılır. Özellikle kardiyopulmoner resüsitasyon veya dekompanse ÅŸok durumunda çocuklarda 1dk, yetiÅŸkinlerde 2dk içerisinde venöz damar yolu açılamaz ise zaman kaybetmeden intraosseöz yol açılması hayati önem taşımaktadır (5).
Periferik intravenöz yol acil saÄŸlık hizmetlerinde en kolay açılan damar yolu olup, sık kullanılan venler;
- Kol venleri: Kolun iç kısmında vena sefalica ve vena basilica, antekübital fossada median sefalik ve bazilik venlerdir (Åžekil 1).
- Ayak sırtı venleri: Vena saphena magna ve vena saphena parvanın dalları,
​
- El sırtı venleri: Dorsal metacarpal venler,
​
- Kafa venleri: Bebeklerde alında v. facialisin frontal dalları, saçlı deride v. temporalis superficialis ve dalları (kafa venleri hastane öncesinde pek tercih edilmemektedir).
PERİFERİK İNTRAVENÖZ YOL
Periferik Venöz Yol Endikasyonları:
• Acil durumlarda (kardiyopulmoner arrest, ÅŸok, genel vücut travması vb.) gerekli sıvı ve ilaçları verebilmek için bir yol oluÅŸturmak,
• Sıvı volümünü saÄŸlamak ya da volümü sürdürmek,
• Oral yolla ilaçları alamadığında tedaviyi saÄŸlamak,
• Hızlı ilaç etkisi saÄŸlamak,
• Sıvı elektrolit gereksiniminin oral yolla karşılanamadığı durumlarda elektrolit dengesini düzenlemek ya da dengeyi sürdürmek,• Beslenme gereksinimini (oral beslenemeyen bilinci kapalı hastalar) karşılamak için kullanılır.
Periferik Venöz Yol Kullanıma BaÄŸlı GeliÅŸebilecek Komplikasyonlar:
• Hematom; Kanın venden, kateter giriÅŸ yerini çevreleyen dokulara sızmasıdır.
• Flebit: Ven duvarında fiziksel, kimyasal ve bakteriyel ajanların irritasyonuna baÄŸlı geliÅŸen inflamasyon reaksiyonudur.
• Ekstravazasyon; İnfüzyon sıvısı ve ilaçların damar dışına çıkmasıdır. Ekstravazasyona baÄŸlı olarak nekroz geliÅŸebilir.
• Tromboemboli; kateter üzerinde ya da ven duvarındaki bir kan pıhtısının koparak venöz akım ile kardiyopulmoner dolaşıma katılmasıdır.
​
Periferik Venöz Yol Kullanımında Dikkat Edilecek Noktalar:
• İntravenöz kateter ile verilen sıvı ve ilaçların emilim ve etki hızı yüksek olduÄŸundan riskli uygulama olarak kabul edilir.
• İntravenöz kateter uygulamaları asepsi ilkelerine uygun olarak yapılmalıdır.
• Seçilen venlerin öncelikle distalden (merkezden uzak) olmasına dikkate edilerek intravenöz kateter uygulaması yapılmalıdır.
• Kullanılacak intravenöz kateter hastanın yaşına, kilosuna ve klinik durumuna (bebek, yaÅŸlı, ÅŸok, dehidratasyon vb) göre uygun uzunluk ve çapta olmalıdır.
• Alt ekstremite venleri, genellikle çocuklarda ve her iki üst ekstremitesinde yaralanma olan yetiÅŸkinlerde tercih edilmelidir.
• İntravenöz kataterizasyon iÅŸleminde hastanın aktif olarak kullanmadığı bölgeler tercihedilmeli, hareket etmesini engelleyecek eklem bölgeleri seçilmemelidir.
• EriÅŸkinlerde(özellikle diabet hastalarında) bacaktaki venler flebit ve emboli riski nedeniyle mümkünse tercih edilmemelidir.
• Travma, enfeksiyon, inflamasyon ve tromboz belirtileri (kızarıklık, ÅŸiÅŸlik, aÄŸrı, sıcaklık) olan bölge seçilmemelidir.
• Mastektomi, arterio-venöz fistül veya ÅŸant varlığında intravenöz giriÅŸim o ekstremiteden yapılmamalıdır.
• Çok fazla sayıda intravenöz kateter giriÅŸimi nedeniyle skar (yara bölgesinde kollajen doku oluÅŸumu) dokusu oluÅŸan bölgedeki venler mümkün olduÄŸunca seçilmemelidir. Çok zayıf hastalarda ven duvarı çok ince olduÄŸundan ve kolayca yırtılabileceÄŸinden iÅŸlem sırasında dikkat edilmelidir.
• Uygulama bölgesi kateterizasyon iÅŸlemi yapıldığı andan itibaren aÄŸrı, ödem, kızarıklık, hassasiyet, açıklanamayan ateÅŸ yönünden deÄŸerlendirilmeli ve bu belirtiler görülürse iÅŸlem durdurulmalıdır.
• Bebeklerde kafa bölgesinde kullanılan venler ve arterler oldukça yüzeyeldir. Bu nedenle girilecek venin arter olup olmadığını anlamak için parmak uçları ile palpe edilerek, arteriyel atım kontrol edilmeli, atım olmadığına emin olduktan sonra vene girilmelidir.
• Bebeklerde kafa derisindeki venlerin küçük olması nedeniyle iÅŸlem sırasında deri altına kaçaklar görülebileceÄŸinden kardiyopulmoner resü,sitasyon ve ÅŸok durumunda hızlı sıvı verilmesi sırasında intravenöz ven yolu sık sık kontrol edilmeli ve tespit iÅŸleminin iyi yapılmalıdır.
Hastane öncesi acil saÄŸlık hizmetlerinde kardiyopulmoner resüsitasyon, ÅŸok, travma gibi durumlarda etkili tedavi için hızlı ilaç, sıvı uygulaması gerekir. Ancak bu hastalarda periferik damarlarda kollaps oluÅŸabileceÄŸinden periferik damar yolu açmak her zaman mümkün olmamaktadır. Bu gibi durumlarda tüm yaÅŸ grubundaki hastalara 30-60 sn içinde intraosseöz yol açılabilmektedir. Ancak rutin olarak tercih edilen bir yol deÄŸildir.
İnravenöz yol ile verilebilecek tüm sıvı ve ilaçlar kemik içi (intraosseöz) yol ile güvenle verilebilir. İntraosseöz yol ile verilen ilaçlar, sıvılar kemik iliÄŸi sinüzoitlerinden venlere sonra da santral dolaşıma katılır.
KEMİK İÇİ (İNTRAOSSEÖZ) YOL
Kemik içi (intraosseöz) yol uygulama bölgeleri; tibianın üst ön iç yüzü, tibianın alt ucu, femurun 1/3 alt kısmı, humerus başı ve nadiren radius-ulnanın alt ucları ve spina iliaca anterior superiordur.
Kemik İçi (İntraosseöz) Yol Uygulama Endikasyonları:
• Kardiyopulmoner resüsitasyon
• Åžok
• Travma
• GeniÅŸ yanık
• Ciddi dehidratasyon durumlarında periferik intravenöz yol saÄŸlanamıyor ise intraosseöz yol uygulanır.
Kemik İçi Yol Uygulamasına BaÄŸlı Komplikasyonlar:
• AÄŸrı,
• Lokal Hematom; hematom damardan veya damarlardan çevresindeki dokulara kansızmasıdır.
• Sıvı ekstravazasyonu; sıvı ve ilaçların toplardamar içine uygulanması sırasındakataterden deri altı dokusuna sızmasıdır.
• Büyüme plağı yaralanması; büyüme plağı (epifiz) uzun kemiklerin ekleme yakın uçlarında yer alan ve kemiÄŸin büyümesini saÄŸlayan kıkırdak yapılardır (bu yapılar, yerine ve cinsiyete göre deÄŸiÅŸiklikler göstermekle birlikte 16-21 yaÅŸlarına kadar aktiftir). Büyüme plakları, eklemlere yakın bölgede yer aldığı için iÅŸlem sırasında ayrışma, zedelenme veya kırık oluÅŸması görülebilir.
• Kompartman sendromu; ekstremite kompartmanları içinde ortaya çıkan ödeme baÄŸlıolarak interstisyel sıvı basıncının kapiller basıncın üzerine çıkması ve mikrosirkülasyonun durması sonucu dokulara kan akışı bozulabilir.
• İyatrojenik kırık; saÄŸlık personelinin iÅŸlemi uygulama sırasında iÅŸleme baÄŸlı kırık oluÅŸmasıdır
• Enfeksiyon (Osteomiyelit, Sellülit); osteomiyelit, deriden içeri giren bakterilerin kemik dokusu içine yayılması, sellülit, bariyer görevi gören cildin bakteriler tarafından ihlali sonucu cilt enfeksiyonu geliÅŸmesidir.
• Epifiz hattı hasarı; GeliÅŸme çağında uzun kemiklerin her iki ucunda bulunan kısımların her birine epifiz denir. Epifiz ile kemiÄŸin cismi arasında büyüme çağında olanlarda kıkırdak dokusu mevcuttur. İntraosseöz uygulama anında bu bölgenin zarar görmesidir.
• Hava embolisi: Kan dolaşımında hava kabarcıklarının bulunmasıdır.
• YaÄŸ embolisi: KemiÄŸe ve yumuÅŸak dokuya baÄŸlı travma ile oluÅŸabilir.
Kemik İçi Yol Uygulamasında Dikkat Edilecek Noktalar:
• Kemik içi yol cerrahi aseptik tekniklere uygun olarak açılmalıdır.
• Sadece intravenöz yol açılamadığı durumlarda tercih edilmeli, acil tedavi yapıldıktan hemen sonra periferik veya santral venöz yol açılmalıdır.
• Uygulamanın yapılacağı bölgede üst doku enfeksiyonu, yapısal kemik hastalıkları (osteogenezis imperfekta, osteopetrosis) var ise kesinlikle uygulanmamalı, tibia veya femur kırığı, açıkta kırık kemik, geçirilmiÅŸ ortopedi ameliyatı (diz replasmanı vb), bacakta tümor veya periferik damar hastalığı, giriÅŸ yerinde enfeksiyon, anatomik bölge saptanamıyor ve uygulama yerinde aşırı doku varsa iÅŸlem uygulanmamalıdır.
• Kemik içi yol için, uygun olarak geliÅŸtirilmiÅŸ kemik iliÄŸi iÄŸneleri tercih edilmelidir.
• İğnenin yerleÅŸtirilmesi esnasında kemik parçacıklarının iÄŸneyi tıkamasını önlemek için mandrenli iÄŸneler tercih edilmelidir.
SANTRAL VENÖZ YOL
Santral venöz yol açılması; kalbe direkt katılan (İnternal juguler ven, subklavian ven gibi) bir vene kateter yerleÅŸtirilmesidir. Santral venöz yoldaki katater ile verilen ilaçlar periferik yola göre daha hızlı ve daha yüksek kan konsantrasyonu saÄŸlarlar. Santral venöz kateterizasyon iÅŸlemi perkutan ve cut-down yerleÅŸtirme yöntemleri kullanılarak steril koÅŸullarda ve hastane ortamlarında gerçekleÅŸtirilir.
Hızlı sıvı replansmanı, venöz basıncın ölçülmesi, vazopressörler, hipertonik sodyum bikarbonat ve kalsiyum gibi çevresel yoldan verildiÄŸinde doku hasarı yapabilen ilaçların santral venöz yoldan verilmesi daha güvenlidir.
Femoral ven, internal ve eksternal juguler venler, subklavian ven ve antekübital venler kullanılabilir ancak santral venöz giriÅŸim için en kolay ve en güvenli yol femoral vendir. Bu alandaki giriÅŸimler sırasında kardiyopulmoner resüsitasyona ara vermeye gerek yoktur.
Santral Venöz Yol Endikasyonları:
• Santral venöz basınç ölçümü
• Uzun süreli tedavi (haftalar, aylar veya yıllar)
• Yüksek konsantrasyonlu sıvı ve ilaçların verilmesi
- Total parenteral beslenme
- İrritan ilaçlarla kemoterapi
- Yüksek konsantrasyonlu antibiyotik solüsyonları
• Tekrarlayan kan ve kan ürünleri kullanımı
• Hemodiyaliz, plazmaferez
• Tekrarlayan venotomiler
• Daha önceki yoÄŸun tedavi, cerrahi ve doku hasarına baÄŸlı periferal venöz yollarınyokluÄŸu durumlarında kullanımı önerilmektedir.
Santral Venöz Kateterler
A) Periferden yerleÅŸtirilen santral kateterler (PYSK):
Altı aya kadar kalabilir. Genellikle silikondan yapılmıştır ve bu nedenle ayrılabilir bir kılıf içinden yerleÅŸtirilirler. Akut, uzun dönemli ve ev bakımı yapılan hastalarda uygundur. Kateter bazilik, sefalik veya antekübital venden yerleÅŸtirilir ve ucu SKV 1/3 distal kesiminde yer alır. Ön kolda subkutan yerleÅŸtirilmiÅŸ bir porta baÄŸlanabilir.
B) Santral venöz kateterler:
1. Tünelli santral venöz kateterler: Santral venlere cerrahi olarak yerleÅŸtirilen, uzun süreli (30 günden fazla) kullanımlarda tercih edilen, 8 cm’den uzun kateterlerdir. EÄŸer hastanın yüksek akımlı bir venöz yola ihtiyacı varsa (diyaliz) ve bu damar yolu 3 haftadan daha fazla gerekiyorsa tünelli kateter seçilebilir. EÄŸer infüzyon veya eÅŸ zamanlı aspirasyon için damar yolu gerekiyorsa ve bu süre 6 hafta- 3 ay arasında ise periferal kateterler veya tünelli kateterler seçilebilir.
2. Tünelsiz (geçici) santral venöz kateterler: kısa veya orta dönemde (bir–altı hafta) santral venöz yol gereksiniminde kullanılan kateterlerdir. Periferal damar yolu kısıtlı olan, sıvı infüzyonu ya da kan alımı için sıklıkla damar yolu deÄŸiÅŸtirilen ve altı haftadan daha kısa süreli kullanım planlanan hastalar için uygundur.
3. İmplante Kateterler (PORT); cilt yatağından küçük bir cerrahi giriÅŸim uygulanarak büyük venler içine yerleÅŸtirilen bir kateterdir. Port kateterin diÄŸer santral kateterlerden farkı, tamamen cilt altına yerleÅŸtirilmesi ve kapalı bir sistemden oluÅŸmasıdır. Cilt altına yerleÅŸtirilen bu kapalı sistem yardımıyla damar içine verilecek olan ilaç ve sıvılar doÄŸrudan ve sürekli iÄŸne giriÅŸi yapılmadan kan dolaşımına verilebilmektedir. Port kateterler sık sık venöz giriÅŸim ve uzun süreli kemoterapi tedavisi yapılması nedeniyle onkoloji hastalarında tercih edilmektedir. Port kateterin diÄŸer bir kısmı olan kateter ise rezervuardan baÅŸlayıp kalbe kadar uzanan ve sıklıkla eksternal jugular ven, sefalik ven veya internal jugular ven içine yerleÅŸtirilen bir tüptür.
Santral Venöz Yol Komplikasyonları:
• Lokal veya sistemik enfeksiyon
• Arteriyel veya venöz kanama
• Flebit
• Tromboz
• Arteriyel yaralanma
• AkciÄŸer embolisi
• Pnömotoraks
• Hemotoraks
• Åžilotoraks
• Hava embolisi
• Kardiyak tamponat
• Aritmi
• Kateterin kırılarak kan dolaşımına karışması ve embolisidir.
​
Komplikasyonların görülme sıklığı, giriÅŸimin yapıldığı bölgeye, giriÅŸimi yapan kiÅŸinin tecrübesine ve hastanın klinik durumuna baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸir.

