




HASTANE ÖNCESİNDE TRAVMA HASTASINA YAKLAÅžIM
TRAVMA
Travma sözcüğü, eski Yunancada “yara” anlamındadır. Travma, canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaÅŸantı, bir doku ya da organın yapısını ya da biçimini bozan ve dıştan mekanik bir etki sonucu oluÅŸan yerel yara olarak tanımlanmaktadır.
Hastane öncesi travma hastasına yaklaşımda genellikle dıştan mekanik bir etki sonucu doku ve organ bütünlüğünü bozan yaralanmalar ve bu yaralanmalarda acil bakım giriÅŸimleri öne çıkmaktadır.
​
Ruhsal Travma
Ancak bilinmelidir ki; deprem gibi doÄŸal afetler, savaÅŸlar, fiziksel saldırıya uÄŸrama, cinsel taciz, çocukluk dönemi istismarları, trafik kazaları, iÅŸ kazaları, yaÅŸamı tehdit eden bir hastalık tanısının konması gibi zorlayıcı ve kiÅŸinin baÅŸa çıkma yeteneÄŸini aÅŸan durumlar ruhsal açıdan travmatik olaylardır. Yani dıştan mekanik bir etki sonucu doku ve organ bütünlüğünü bozan yaralanmalar aynı zamanda bir “ruhsal travmaya” dönüşme potansiyeli de taşırlar. Bununla birlikte her yaÅŸanılan sıkıntılı olay “ruhsal travma” olarak nitelenmemelidir.
​
YaÅŸanılan bir olayın “ruhsal travma” olarak nitelenmesi için genellikle iki koÅŸul aranır;
1. KiÅŸinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da baÅŸkasının fiziksel bütünlüğüne karşı bir tehdit olayını yaÅŸamış, böyle bir olaya tanık olmuÅŸ ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiÅŸ olması,
2. KarşılaÅŸtığı olay karşısında aşırı korku, çaresizlik ya da dehÅŸete düşme tepkileri vermiÅŸ olması gerekir.
​
Her travmatik olay her kiÅŸide aynı sonuçları doÄŸurmaz. Travmanın ÅŸiddetiyle birlikte kiÅŸinin genetik yatkınlığı, ruhsal olgunluÄŸu, stresle baÅŸa çıkma kapasitesi, sosyal destekleri, daha önce benzer yaÅŸam deneyimleri gibi birçok faktör travmayla karşılaÅŸan bireyde ileride ruhsal belirti ve hastalıkların ortaya çıkıp çıkmayacağını belirler.
​
Acil saÄŸlık personelinin fiziksel travma hastalarında “ruhsal travma” geliÅŸmesini önlemek konusunda kendi yapabileceklerinin farkında olmaları ve bu konuda da önlem almaları gereklidir. Bu önlemler;
• Nezaket göstermek
• Empati kurmak
• Hastanın kendini ifade etmesine izin vermek
• Çatışmaktan kaçınmak
• Yargılayıcı olmamak
• Çaresizlik ve gerilimlerinden kaynaklanan saldırgan ifadelerine karşı yanıt üretmemek
• Korku ve endiÅŸelerini gidermeye çalışmak
• Güven verici olmak
• Durumu konusunda aydınlatmak
• Acil bakımın tıbbi uygulamaları konusunda onamını almak
• BelirlenmiÅŸ travmaya yaklaşım protokollerine uygun davranmak
• Mahremiyetine saygı göstermek
• AÄŸrılarını gidermek
• AÄŸrı verici iÅŸlemler konusunda uyarmak
• Vücut ısısının korunması için örtmek
• EndiÅŸe ve korkuya neden olacaksa yaralarını görmesine izin vermemek
• Gerekirse sedasyon uygulamak
• Travmalı çocukların acil tıbbi giriÅŸim ve taşınmaları sırasında yanlarında yakınlarının bulunmasına izin vermek
• Travma sonrası bir psikolog desteÄŸi için yönlendirmek.
Sıklıkla travmaya neden olan etkenler:
Günümüzde alınan her türlü önlemlere ve teknolojik geliÅŸmelere raÄŸmen bireyler çeÅŸitli nedenlere baÄŸlı olarak travmaya maruz kalmakta sakatlıklar ve ölümler yaÅŸanabilmektedir. Travmalar özellikle çocuk ve genç yaÅŸ grubunda (1-44 yaÅŸ arası) en sık ölüm nedenidir. Dünyada her yıl yaklaşık 6 milyon insan çeÅŸitli yaralanmalar sebebiyle kaybedilmektedir. Bu kayıp dünyadaki tüm ölümlerin %10’unu oluÅŸturmaktadır. Dolayısıyla travma hastalarına yönelik acil bakım giriÅŸimleri önemli bir halk saÄŸlığı sorunudur. Sıklıkla travmaya neden olan etkenler aÅŸağıda belirtilmiÅŸtir. Bunlar;
• Trafik kazaları
• Yüksekten düşmeler
• AteÅŸli silah yaralanmaları
• Kesici/delici alet yaralanmaları
• Yıkıntı altında kalma
• Darptır.
​
Acil saÄŸlık ekipleri travma sorunu yaÅŸayan pek çok hasta ile ilk karşılaÅŸan saÄŸlık profesyoneli durumundadırlar. Basit travma hastaları yanında karmaşık ve kritik problemleri olan travma hastalarıyla da karşılaÅŸmakta ve bu hastaların acil bakımında büyük bir sorumluluk almaktadırlar.
Travmaya maruz kalan kiÅŸinin olay yerinde ilk acil bakımı ve stabilizasyonu ile saÄŸlık kuruluÅŸuna naklini yapan saÄŸlık ekiplerinin hasta bakımında gecikmelerinin olması, hatalı tanı ve tedaviler, travma hastalarında ölüm, sakatlık ve ikincil organ hasarı geliÅŸmesi belli baÅŸlı sorunlardır. Bu sorunların çözümünde, hastane öncesi saÄŸlık hizmetlerinde travma hastalarına yönelik standart algoritmaların oluÅŸturulması, acil saÄŸlık hizmeti ekiplerinin oluÅŸturulan algoritmalara uygun ÅŸekilde eÄŸitilmesi, travmaya baÄŸlı ölüm, sakatlık ve
ikincil organ hasarlarının önlenmesinde çok önemlidir.
Travma, tek bir organ ve sistemi etkilemiÅŸse “travma”, birden fazla organ ve sistemi etkilemiÅŸse multi-travma (çoklu travma) olarak tanımlanmaktadır.
SaÄŸlık ekiplerinin travma hastasına yönelik müdahalelerinin genel çerçevesini “acil olgu yönetimi” belirlemektedir (Bakınız: Acil Olgu Yönetimi). Travma hastasına yaklaşım da diÄŸer acil olgulara yaklaşımın genel ilkelerine göre yürütülmektedir.
TRAVMA HASTASININ YÖNETİMİ
SaÄŸlık ekipleri görevlendirildikleri travma olgusu ile ilgili ön hazırlıklarını istasyonda ve ambulans seyir halindeyken tamamlarlar. 112 KKM’nin görevlendirdiÄŸi saÄŸlık ekibine travmanın gerçekleÅŸtiÄŸi mekan (açık alan, ofis, ev vb), oluÅŸ ÅŸekli (trafik kazası, yüksekten düşme, ateÅŸli silah yaralanması vb), etkilenen kiÅŸi sayısı, travmalı kiÅŸilerin yaşı gibi ön bilgileri aktarması yapılacak hazırlık için önemlidir.
Olay yerine ulaşıldığında saÄŸlık personeli önce olay yeri güvenliÄŸini saÄŸlar; ardından triaj iÅŸlemi gerektiren çoklu bir yaralanma durumunu kontrol ederler. Bu aÅŸamadan sonra acil olgu yönetim ÅŸemasına uygun olarak travma hastasını deÄŸerlendirme, travma hastasının tedavisi ve travma hastasının nakli aÅŸamalarını yürütürler.
​
I- TRAVMA HASTASININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Travma hastası deÄŸerlendirilmeden önce mutlaka kiÅŸisel koruyucu ekipman kullanılmalıdır. SaÄŸlık ekibi öncelikle travma hastasını hareket etmemesi konusunda uyarır. Hastanın hareketi kendisine zarar verebilir (örneÄŸin saÄŸlık ekibini karşılamak üzere boynunu çevirmesi ana omurga sinirine zarar verebilir). Bu aÅŸamadan sonra ekip lideri kendisini ve ekibini tanıtarak tıbbi deÄŸerlendirme için izin ister. SaÄŸlık ekibi izin alınmasını takiben, uyum içinde hareket ederek iÅŸ ve iÅŸlemlerin en kısa sürede tamamlanmasını saÄŸlar (mümkünse 2-3 dakikada).
Bu iÅŸ ve iÅŸlemler;
1. Ekip ve malzeme yerleÅŸimi
2. Birincil deÄŸerlendirme (ABCDE)
3. İkincil değerlendirme (Tam vücut muayenesi,
Tıbbi öykü (S-AMPLE), Vital parametrelerin izlemi)
4. Ön tanı (ayırıcı tanı)dır.
​
1- Ekip ve Malzeme YerleÅŸimi
SaÄŸlık ekibi hastanın kalbi merkezde başı ise üçgenin üst köÅŸesini oluÅŸturacak ÅŸekilde hayali bir üçgen düşünüldüğünde bu üçgenin her köÅŸesine ekibin bir personeli yerleÅŸir. Birinci saÄŸlık personeli göÄŸüs kompresyonlarını baÅŸlatacak personeldir ve hastanın sol dirsek hizasında olacak ÅŸekilde yerleÅŸir. İkinci personel hastanın monitorizasyonundan ve defibrilasyonundan sorumludur ve hastanın saÄŸ dirsek hizasında olacak ÅŸekilde yerleÅŸir. Üçüncü personel ekip lideridir, hastanın havayolunun devamlılığını saÄŸlamaktan ve olgunun yönetiminden sorumludur ve hastanın baÅŸ tarafına yerleÅŸir.
Personel yerleÅŸirken, oksijen kaynağı ve acil çantası hastanın sol omuz hizasında, defibrilatör ve aspiratör ise saÄŸ omuz hizasında olacak ÅŸekilde yerleÅŸtirilir. Tüm cihaz ve malzemeler ekibin gözleyebileceÄŸi ve rahat çalışabileceÄŸi mesafede yerleÅŸtirilmelidir ( Resim 2).
​
2- Birincil DeÄŸerlendirme (ABCDE)
Birincil deÄŸerlendirme, ani olarak geliÅŸen ve hastanın yaÅŸamını tehdit eden sorunların hızlı bir ÅŸekilde tanınması ve saptanan sorunların acil tedavisi için ABCDE basamaklarına uygun davranmayı esas alır. Ekip lideri, birincil deÄŸerlendirme sorumlusudur ve travma hastasında hayati tehdit oluÅŸturan durumların belirlenmesi ile bunların tedavisinde etkin bir rol üstlenir. İkincil deÄŸerlendirme, hastanın yaÅŸamını tehdit edebilecek olası tüm yaralanmaların gözden geçirilmesi ve tedavisini içerir.
Birincil deÄŸerlendirme; hava yolu açıklığının saÄŸlanması (A), solunumun kontrolü (B), dolaşımın kontrolü (C), bilincin deÄŸerlendirilmesi (D), elbiselerin çıkarılarak tüm vücudun gözlenmesi (E) ÅŸeklindeki sıralamaya uyarak yapılır. 2010 yılında yapılan deÄŸerlendirmeler sonucunda, Avrupa Resüsitasyon Konseyi (ERC) ve Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA)’nin eriÅŸkinlere yönelik algoritmalarında dolaşım kontrolü (C) öne alınmışsa da söz konusu yaklaşım travma hastaları için geçerli deÄŸildir. Gerek Avrupa Resüsitasyon Konseyi gerekse
Amerikan Kalp Cemiyeti’nin eriÅŸkin ileri yaÅŸam desteÄŸine iliÅŸkin deÄŸiÅŸiklik algoritmaları, ileri yaÅŸam desteÄŸi sorununun dolaşım kökenli olarak baÅŸlamış (iskemik kalp hastalıkları) olmasına dayanmaktadır. Her iki kurum da travma hastalarına yaklaşım konusunda deÄŸiÅŸiklik önermemektedirler. Çünkü travma hastalarında ileri yaÅŸam desteÄŸi giriÅŸimleri temel olarak travmanın ortaya çıkardığı baÅŸta havayolu olmak üzere solunum ve dolaşım sorunlarının kontrolü ve çözümlenmesine dayanmaktadır. Dolayısıyla, hangi yaÅŸ grubundan olursa olsun travma hastalarında ileri yaÅŸam desteÄŸinde birincil deÄŸerlendirmenin ABCDE yaklaşım sırasını izlemesi önerilmektedir.
A “Airway”(Havayolu kontrolü);
Yapılan çalışmalar travma hastalarında havayolu tıkanıklıklarının, önlenebilir ölüm nedenleri arasında baÅŸta bulunduÄŸunu göstermektedir. Bu nedenle travma hastalarında havayolunun deÄŸerlendirilmesi ve yönetimi, tedavinin en kritik basamağıdır. Hastada yeterli havayolu açıklığı saÄŸlanmadan bir sonraki basamaÄŸa (B basamağı) geçilemez.
Travma hastalarında yeterli havayolu açıklığı saÄŸlanmasına yönelik giriÅŸimler sırasında boynun korunmasının ihmali, felç gibi kalıcı sakatlıklara ve hatta ölüme yol açabilmektedir. Aksi kanıtlanana kadar tüm travma hastalarında boyun yaralanmasının olduÄŸu kabul edilmelidir. Bu nedenle havayolu kontrolünü saÄŸlama giriÅŸimlerinde servikal vertebralar korunmalıdır.
Hastanın başı iki elle tutulup başın ve boynun hareketi önlendikten sonra hem bilinç durumu hem de havayolu açıklığının deÄŸerlendirilmesi için hastaya çok basit sorular (ÖrneÄŸin, “nasılsınız ?, iyi misiniz?, adınız nedir?” gibi) yöneltilir. Sorulan sorulara hasta uygun ve net cevaplarla karşılık verebiliyorsa, en azından deÄŸerlendirilen dönem için, hastanın bilincinin açık, solunum ve dolaşımının yeterli, beyin perfüzyonunun iyi düzeyde olduÄŸu düşünülür. Bu tür travma hastalarında birincil deÄŸerlendirme olumlu biçimde tamamlanmış sayılır ve uygun boyunlukla servikal stabilizasyon yapıldıktan sonra ikincil
deÄŸerlendirmeye geçilir.
Sorulan sorulara cevap veren travma hastasının konuÅŸması sırasında solunumunun kaba ve gürültülü olduÄŸu duyulursa, üst havayolunda kısmi tıkanıklık olduÄŸu düşünülmelidir. Bu durumda derhal üst hava yolunda tıkanıklığa neden olabilecek durumların varlığı araÅŸtırılmalı(ağız içinde yabancı cisim, ağız içinde kan tükrük birikimi, kusma, diÅŸ ve dil yaralanması vb) ve saptanırsa gerekli giriÅŸimler(sıvı içeriklerde aspiratör kullanımı, katı yabancı cisimlerde parmaklar ya da magill forsepsi ile) yapılmalıdır.
Sorulan sorulara yanıt vermeyen travma hastasında bilincin kapalı olduÄŸu düşünülmelidir. EÄŸer hasta fizik uyarılara (vücuduna temasla) cevap vermiyorsa bilincin kapalı olduÄŸu kesinleÅŸir. Bu durumda bilinç kapanması konusunda en kötü senaryo akla gelmeli; yani olası nedenin havayolunun kapanmasını izleyerek solunum ve dolaşımın etkilenmesi ile beynin perfüzyon bozukluÄŸu olduÄŸu düşünülerek buna göre müdahale edilmelidir.
Bilinci kapalı kiÅŸilerin havayolu açıklığını devam ettirmeleri zordur ve bu nedenle bilinci kapalı kiÅŸilerin havayolu kapalı kabul edilmelidir. Bilinci kapalı travma hastalarında havayolunu açmak üzere “çene itme manevrası” tercih edilmelidir. Havayolu açıklığı saÄŸlandıktan sonra solunumun yeterli olduÄŸu gözlenirse havayolu açıklığının sürdürülmesi için gag (öÄŸürme) refleksi olmayan hastalara orofaringeal airway, gag refleksi olan hastalara nazofaringeal airway yerleÅŸtirilmelidir. Bilinci kapalı travma hastalarında havayolu
açıklığı saÄŸlandıktan sonra solunumun olmadığı ya da yetersiz olduÄŸu anlaşıldığında derhal oksijen ile desteklenmiÅŸ rezervuarlı balon-valv-maske ile solutma baÅŸlatılmalıdır. En az bir dakika balon-valv-maske ile solutulmasına raÄŸmen kendiliÄŸinden solunum baÅŸlamadıysa larengeal maske, entübasyon gibi alternatif havayolu seçeneklerine yönelmek gerekir.
B “Breathing” (Solunumun Kontrolü);
Havayolu kontrolü saÄŸlandıktan sonra bu basamaÄŸa geçilir. Havayolu açıklığının saÄŸlanmış olması, solunumun yeterli olduÄŸunu göstermez. Solunumun yeterli olması için akciÄŸerlerin, göÄŸüs kafesinin ve diyafragmanın birlikte organize çalışarak solunumdaki iÅŸlevlerini yerine getiriyor olmaları gerekir. Bu komponentlerden herhangi birinde travma etkisi var ise ventilasyonun (havalanma) bozularak solunum yetmezliÄŸi geliÅŸme riski her zaman mümkündür.
Öncelikle solunumun yeterli olup olmadığı deÄŸerlendirilmelidir. Dakikadaki solunum hızı ve solunum derinliÄŸi normal, solunumu düzenli, patolojik solunum sesleri (hırıltı, hışıltı) duyulmuyor, deri ve mukozalar normal görünümde ise solunum yeterlidir. Bu aÅŸamada göÄŸüs üzerinde penetran yara olup olmadığına bakılmalıdır.
Travma hastasında takipne, hiperpne, taÅŸikardi ve yardımcı solunum kaslarının (interkostal kaslar) devrede olduÄŸu gözlenirse solunum yetersizdir ve derhal hastanın solunumunun oksijenlenme ve ventilasyonla desteklenmesi gereklidir.
Travma hastasında solunum yetmezliÄŸi varsa hastada solunum yetmezliÄŸine yol açabilecek göÄŸüs travmalarının varlığı kontrol edilmelidir. Solunumu, bozabilecek göÄŸüs yaralanmaları: Basınçlı pnömotoraks, açık pnömotoraks, pulmoner kontüzyon ile birlikte olan yelken göÄŸüs (flail chest) ve masif hemotorakstır. Bu tür göÄŸüs yaralanmalarının varlığı anlaşıldığında, tedavisi ertelenmeden birincil deÄŸerlendirme içinde yapılır ve diÄŸer basamaklara sonra geçilir. Ancak anlatım kolaylığı ve tekrarlara düşmemek için solunumu bozabilecek göÄŸüs yaralanmaları ikincil deÄŸerlendirme bölümünde incelenecektir.
​
C “Circulation” (Dolaşımın Kontrolü);
Havayolu ve solunum ile ilgili sorunların çözülmesinden sonra dolaşım yeterliliÄŸinin deÄŸerlendirilmesi gerekir. Dolaşım yeterliliÄŸine;
1. Kanama
2. Nabız
3. Bilinç
4. Deri rengi
5. Vücut ısısı
6. Kapiller geri dolum zamanına bakılarak karar verilmelidir.
​
1. Kanama; dolaşım deÄŸerlendirmesine öncelikle hızlı bir ÅŸekilde varsa eksternal kanamanın varlığına bakılarak baÅŸlanmalıdır. Kanama devam ederken perfüzyonu düzeltmeye çalışmanın bir anlamı yoktur ve boÅŸuna zaman kaybettirir.
Travma hastalarında dolaşım yetersizliÄŸinin en sık nedeni internal (batın içi, göÄŸüs içi, pelvis boÅŸluÄŸu, uzun kemik kırıklarında doku içi vb) ve eksternal kanamalardır. Eksternal kanama, arter ya da geniÅŸ çaplı bir ven kanaması ise hareketsizlik saÄŸlama, elevasyon, doÄŸrudan bası ve bası noktalarına baskı yöntemleri kullanılarak kontrol altına alınmalıdır.
Kanama bu yöntemlerle kontrol altına alınamıyorsa crush (ezilme) yaralanmaları ve distal iskemiye neden olabileceÄŸinden pek önerilmese de turnike yöntemi denenebilir.
İster eksternal isterse internal kanamaya baÄŸlı olsun, travma hastasında ÅŸokun en sık nedeni hipovolemidir. Hatta travmalara, baÄŸlı ölümlerin asıl nedeni de kanamalardır. Bu nedenle travma hastalarında kanamanın kontrolü ve kan kaybının karşılanması çok önemlidir. Hastada travma sonrası iç veya dış kanamaya baÄŸlı hipovolemi bulguları mevcut ise eksilen volümün hızla karşılanması gerekir. Bu doÄŸrultuda travma hastasında birincil deÄŸerlendirme sürdürülürken saÄŸlık ekibinin bir üyesi periferden geniÅŸ iki adet damar
yolu açmalı (tercihan her iki kolun antekübital venlerinden), kan grubu ve cross match (çapraz karşılaÅŸtırma) için kan örneÄŸi almalıdır. 120 saniye içinde periferik venöz damar yolu saÄŸlanamadıysa zaman geçirmeden tibiadan kemik içi yol açılmalıdır.
Açılan damar yolundan olabildiÄŸince kısa süre içinde (10-20 dakika) bolus tarzda (10 ml/kg) izotonik kristalloid sıvılarla volüm kaybı karşılanmaya çalışılmalıdır. Åžok bulguları kontrol altına alınıncaya kadar 10 ml/kg dozu 3 kez tekrarlanabilir. YaÅŸlı hastalarda fazla sıvı yüklenmesine baÄŸlı kalp yetmezliÄŸi geliÅŸebileceÄŸi dikkate alınarak gereksiz sıvı yüklemekten kaçınılmalıdır. Yine özellikle çocuk ve yaÅŸlı grubunda olmak üzere tüm travma hastalarında ÅŸok tedavisi sırasında hipotermi geliÅŸebileceÄŸi unutulmamalıdır. Bu riski ortadan kaldırmak için hastaların battaniye ile örtülmesi önerilir.
​
2. Nabız kontrolü; esas olarak karotis arter ya da femoral arterden yapılır. Nabzın varlığı yanında niteliÄŸi (dolgun), hızı ve ritmi de deÄŸerlendirilmelidir. Radiyal nabzın alınması sistolik kan basıncının asgari 80 mmHg, femoral nabzın alınması kan basıncının asgari 70 mmHg, karotis nabzının alınması kan basıncının asgari 60 mmHg düzeyinde olduÄŸunu gösterir. Bu nedenle örneÄŸin radial nabzın alınmaması karotis ve femoral nabzın olmadığı anlamına gelmeyeceÄŸinden hatalı nabızsızlık deÄŸerlendirmelerine yol açmamak için nabız deÄŸerlendirmesinin öncelikle karotis arterden, olanak yoksa femoral arterden yapılması uygun olacaktır.
Kan basıncı ölçümü baÅŸlangıçta zaman kaybına yol açması ve ÅŸok tablosunun erken evrelerinde etkilenmemesi nedeniyle dolaşım yeterliliÄŸini deÄŸerlendirmede yeterince güvenilir deÄŸildir.
3. Bilinç; dolaşım yetersizliÄŸi (ÅŸok) durumunda, dolaÅŸan kan miktarının azalmasına baÄŸlı olarak beynin perfüzyonu büyük oranda etkilenir ve bilinç düzeyinde uyku halinden komaya kadar giden deÄŸiÅŸikliklere yol açar. Bilincin etkilenmesi dolaşım yetersizliÄŸinin düzeyi konusunda önemli olmakla birlikte önemli oranda kanaması olan hastanın bilincinin halen açık olabileceÄŸi unutulmamalıdır.
4. Deri rengi; özellikle hipovolemik ÅŸoku olan hastaların deÄŸerlendirilmesi için yararlıdır. Yüzü ve ekstremitesi pembe olan kiÅŸide nadiren hipovolemi vardır. Ancak derinin yüzde grimsi, ekstremitelerde beyazımsı hal aldığı durumlar hastada en az %30 oranında bir kan kaybı olabileceÄŸini gösterir.
Travma hastasında dolaşım yetersizliÄŸi büyük oranda sıvı kaybına baÄŸlı hipovolemik ÅŸoka baÄŸlı olmakla birlikte mutlaka kardiyojenik ÅŸok ve nörolojik ÅŸok da ekarte edilmelidir. Hastada basınçlı pnömotoraks, kalp tamponadı veya kardiyak kontüzyon zemininde bir kardiojenik ÅŸok geliÅŸmiÅŸ olabilir. Yine omurilik zedelenmesi zemininde nörojenik ÅŸok da geliÅŸebilir.
D “Disability” (Bilinç Kontrolü); Havayolu, solunum ve dolaşımla ilgili problemler çözümlendikten sonra bilinç durumu deÄŸerlendirmesi(nörolojik deÄŸerlendirme) yapılarak travmaya baÄŸlı beyinde ve spinal kordda hasar bulunup bulunmadığı saptanmalıdır. Somut deÄŸerlendirme için Glaskow Koma Skalası (GKS) kullanılabilir. Bu skorlamada sesli uyarıya hastanın sesle ve gözle verdiÄŸi yanıt, yine sesli ve aÄŸrılı uyarıya verdiÄŸi ekstremite hareketi yanıtı deÄŸerlendirilmektedir (Tablo 1).
Glaskow Koma Skalası deÄŸerlendirmesi sonucu hasta en düşük 3 en yüksek 15 puan alır. Puan azaldıkça hastanın durumunun daha kötü olduÄŸu anlaşılır. Glaskow Koma Skalası, travmanın beyinde ve spinal kordda yarattığı hasarı göstermesinin yanında, yapılan tedavilere hastanın verdiÄŸi yanıtın izleminde de önemlidir. Yapılan tedavilere baÄŸlı olarak Glaskow Koma Skalası puanı yükselmesi, seçilen tedavinin uygun ve tedaviye yanıtın da olumlu olduÄŸunu gösterir. Travma hastasının beyin ve spinal kord hasarına yol açıp açmadığının izlenmesinde Glaskow Koma Skalası yanında hastanın pupil büyüklüğüne bakılması ve ışık refleksinin deÄŸerlendirilmesi de son derece önemlidir. Spinal kanalda yaralanma söz konusu ise lateralizasyon bulguları ve his kusuru saptanır.
Bilinç durumundaki bozukluk, beynin azalmış oksijenlenmesinden ve/veya perfüzyonundan veya direk beyin hasarından kaynaklanmış olabilir. Bunun yanında alkol ve bazı ilaçlara baÄŸlı olarak da bilinç bozukluÄŸu geliÅŸmiÅŸ olabilir. Travma hastasının öncelikle oksijenlenmesi, ventilasyonu ve perfüzyonu saÄŸlanır. Oksijenlenmesi, ventilasyonu ve perfüzyonu saÄŸlanmış hastada bilinç yanıtı yeniden deÄŸerlendirilir. Bilinç bozukluÄŸu devam ediyorsa bozukluÄŸun merkezi sinir sistemi hasarına baÄŸlı olduÄŸu kabul edilir.
Travma hastalarının bilinç durumunun deÄŸerlendirilmesinde Glaskow Koma Skalası yerine kullanımı daha basit, ancak duyarlılığı daha az olan deÄŸerlendirme yöntemi AVPU skalasıdır. Hastanın bilinç düzeyini erken deÄŸerlendirme olanağı verdiÄŸi için olumludur. Travma hastalarının deÄŸerlendirilmesinde her iki skalanın birlikte kullanımı ÅŸu ÅŸekilde olmalıdır. (Tablo 2)
​
Önce AVPU skalası ile durumun ciddiyeti anlaşılmaya çalışılmalı, durumun ciddiyeti fark edildiÄŸinde Glaskow Koma Skalası kullanımına geçilmelidir.
E “Exposure” (Vücudun Kontrolü); Birincil deÄŸerlendirmenin son basamağıdır. Travma hastalarının üzerindeki giysiler çıkartılıp inspeksiyonla (gözleyerek) tüm vücudu deÄŸerlendirilmediÄŸi sürece birincil deÄŸerlendirme tamamlanmış sayılmaz. Bu yüzden hastalar mahremiyetlerine dikkat edilerek tamamen soyulmalı ve tüm vücutları muayene edilmelidir.
Hastanın giysileri dikiÅŸ yerlerinden kesilerek ve hasta hareket ettirilmeden çıkarılmalıdır. Giysilerin soyulmasına önce boyun, göÄŸüs ve üst ekstremiteden baÅŸlanır. Giysileri çıkartılan hastanın bedeninde önce delici/kesici bir yaralanmanın olup olmadığına bakılmalı, özellikle gözden kaçabilecek aksiller katlantılar, gluteal katlantılar, perine ve obezlerde görülen abdominal katlantılar ile skalp arkası dikkatle muayene edilmelidir. Özellikle çocuk ve yaÅŸlılarda olmak üzere tüm travma hastalarında giysilerin çıkarılması sonrası geliÅŸebilecek hipotermi tehlikesine karşı önlem alınmalıdır. Bu doÄŸrultuda giysileri çıkartırken örtme
iÅŸleminin de birlikte yürütülmesi, battaniye kullanımı, ısıtıcı blanket kullanımı, kapalı ve ısıtılmış mekanda giysilerin çıkarılması (olanağı yoksa rüzgardan koruma) gibi önlemlere uyulmaya çalışılmalıdır.
3- İkincil Değerlendirme
Birincil deÄŸerlendirmesi tamamlanmış ve saptanan sorunları çözümlenmiÅŸ travma hastalarının ikincil deÄŸerlendirmesine geçilir. İkincil deÄŸerlendirmede tam vücut muayenesi, tıbbi öykü alma ve vital parametrelerin izlemi saÄŸlık ekibince eÅŸzamanlı olarak birlikte yürütülür. Genellikle ekip lideri tam vücut muayenesini gerçekleÅŸtirirken, saÄŸlık ekibinin diÄŸer üyeleri hastanın tıbbi öyküsü ve vital parametrelerinin izleminde görev alırlar. İkincil deÄŸerlendirmenin temel amacı birincil deÄŸerlendirme sırasında gözden kaçan yaralanmaların tespit edilmesidir.
​
3.1 Tam Vücut Muayenesi:
İkincil deÄŸerlendirmede tam vücut muayenesi hastanın baÅŸ, boyun, omurga travması yönünden deÄŸerlendirilmesi ile baÅŸlar ve aÅŸağıdaki sıralama izlenerek sürdürülür.
a) BaÅŸ (kafa) muayenesi
b) Omurga muayenesi
c) GöÄŸüs muayenesi
d) Karın muayenesi
e) Pelvis muayenesi
f ) Ekstremite muayenesi
3- İkincil Değerlendirme
Birincil deÄŸerlendirmesi tamamlanmış ve saptanan sorunları çözümlenmiÅŸ travma hastalarının ikincil deÄŸerlendirmesine geçilir. İkincil deÄŸerlendirmede tam vücut muayenesi, tıbbi öykü alma ve vital parametrelerin izlemi saÄŸlık ekibince eÅŸzamanlı olarak birlikte yürütülür. Genellikle ekip lideri tam vücut muayenesini gerçekleÅŸtirirken, saÄŸlık ekibinin diÄŸer üyeleri hastanın tıbbi öyküsü ve vital parametrelerinin izleminde görev alırlar. İkincil deÄŸerlendirmenin temel amacı birincil deÄŸerlendirme sırasında gözden kaçan yaralanmaların tespit edilmesidir.
​
3.1 Tam Vücut Muayenesi:
İkincil deÄŸerlendirmede tam vücut muayenesi hastanın baÅŸ, boyun, omurga travması yönünden deÄŸerlendirilmesi ile baÅŸlar ve aÅŸağıdaki sıralama izlenerek sürdürülür.
a) BaÅŸ (kafa) muayenesi
b) Omurga muayenesi
c) GöÄŸüs muayenesi
d) Karın muayenesi
e) Pelvis muayenesi
f ) Ekstremite muayenesi
​
a) BaÅŸ (kafa) muayenesi; travmatik beyin yaralanması (TBY), mekanik güçler sonucunda beyin fonksiyonlarında bozulma olarak tanımlanır. Bozulma geçici ya da kalıcı olabilir. Hastane öncesi saÄŸlık hizmetleri çalışanlarının sık karşılaÅŸtığı travmalardandır. Tüm travma hastalarının yarısından fazlasında (% 55-60) hafif ya da orta ÅŸiddette kafa travması vardır. Ciddi kafa travmalarının % 4-5 kadarına boyun travması (özellikle C1-C3 fraktürü) da eÅŸlik etmektedir.
Kafa travması, travmanın ÅŸiddetine göre deÄŸiÅŸen geniÅŸ bir belirti yelpazesi ile karşımıza çıkabilir. Bunlar;
• Bilinç düzeyindeki deÄŸiÅŸiklikler (bilincin tamamen kaybedilmesi, hafıza kaybı, sarhoÅŸ gibi konuÅŸma, bulunduÄŸu yeri algılayamama, düz bir çizgide yürüyememe)
• BaÅŸ aÄŸrısı
• Bulantı ve kusma
• Görme bozuklukları
• El ve ayaklarda uyuÅŸma
• Huzursuzluk
• Özellikle ayaÄŸa kalktığında sendeleme
• Burundan veya ağızdan, bazen kulaktan kan veya berrak renkli beyin omurilik sıvısı (BOS) gelmesi
• Kulağın alt arka kısmında ekimoz “Battle bulgusu”
• Göz çevresinde ekimoz “Rakun gözü” (Battle bulgusu ve rakun gözü kafa tabanı kırıklarında görülen bulgulardır)
• Bradikardi
• Düzensiz solunum
• Kan basıncında yükselmedir
​
Kafa travmaları ÅŸiddetine göre üçe ayrılarak incelenebilir;
1. Hafif ÅŸiddette kafa travması: Kafa travmalarının yaklaşık % 80’ini oluÅŸturur. Glasgow koma skalası 14- 15 düzeyindedir.
2. Orta ÅŸiddette kafa travması: Kafa travmalarının yaklaşık % 10’unu oluÅŸturur. Glasgow koma skalası 9-13 aralığındadır. Mortalite oranı %20’nin altındadır. Yaklaşık % 8 kadarında cerrahi giriÅŸim gerekir.
3. Ağır ÅŸiddette kafa travması: Kafa travmalarını yaklaşık % 10’unu oluÅŸturur. İlk deÄŸerlendirmede Glasgow koma skalası 8 puanın altındadır. Mortalite oranı yaklaşık % 40 düzeyindedir. Ölüm en çok ilk 48 saat içinde meydana gelir.
​
Kafa travmasına baÄŸlı ciddi sorunlar genellikle kafa içi kanama zemininde beyin dokusunun baskılanması sonucu geliÅŸir. Kanama sonrası kafa içinde basınç yükselir (KİBAS) ve beyin kafatası içinde basınç altında
kalır. Basınç altında kalan beyin dokusu zedelenmeye ve buna baÄŸlı olarak belirtiler ortaya çıkmaya baÅŸlar. Kafa içi basınç çok yükselirse sıkışan beyin dokusu, tek çıkış bölgesi olan medulla spinalis kanalına doÄŸru yönlenir ve herniasyon baÅŸlar. Bu durum ölümcül sonuçlar doÄŸurur.
Kafa travması tanısı koyabilmek için nörolojik muayene yapılmalıdır.
Nörolojik muayenenin 3 komponenti vardır.
1) Bilinç düzeyi (Glasgow koma skalası)
2) Pupilla takibi
3) Ekstremite takibi
​
Kafa travmasında pupillalar da beyin hasarının belirtilerini yansıtabilir. Nörolojik muayenede pupillalar büyüklük, ÅŸekil ve ışığa reaksiyonu açısından kontrol edilmelidir. SaÄŸlıklı bir insanın pupilla büyüklüğü 2-3,5 mm’dir. Yine normalde her iki pupil eÅŸittir. Tek taraflı geniÅŸlemiÅŸ pupil veya çift taraflı sabit ve dilate pupil beyin herniasyonunun belirtileridir. Işıkla pupillalar küçülür. Bir pupillaya ışık tutulduÄŸunda diÄŸeri de küçülmelidir. Işığa karşı küçülme varsa (normal olan bu durumdur) ışık refleksi pozitif (+), yoksa ışık refleksi negatif (-)dir.
Kafa travmalarında hastane öncesinde temel yaklaşım, beynin normal metabolizmasının sürdürülmesini saÄŸlamak üzere beyne oksijen ve glikoz sunumunu sürdürebilmektir. Beyin iskemi ve düşük oksijen durumuna son derece hassastır. Bu nedenle hastane öncesinde beynin normal metabolizmasını sürdürebilmenin yolu kanın oksijen içeriÄŸini artırmak ve sıvı kayıplarını karşılayarak dolaşım dengesini saÄŸlamaya baÄŸlıdır. Kafa içi basınç artışı riskine yönelik önlem almak, basınç artışı gerçekleÅŸtiÄŸinde kontrol etmeye yönelik giriÅŸimlerde bulunmak, temel olarak solunum ve dolaşım dengesini sürdürme amacı içinde ele alınır.
Kafa travmalarında acil tedavi yaklaşımı;
• Kafa travmalı hastada kafa içi basınç artışını engellemek ve varsa artmış basıncı bir miktar düşürebilmek için tüm acil bakım ve transfer sırasında başı gövdesi ile birlikte 30-45 derece yükseltilmelidir.
• Pulse oksimetre ile solunum monitorize edilmelidir. Oksijen saturasyonu SpO2 % 94’ün üstünde tutulmaya çalışılmalıdır. SpO2’nin % 90’ın altındaki deÄŸerlerinde beyinde geri dönüşümsüz hasarlar olabileceÄŸi unutulmamalıdır.
• Kafa travmalı hastanın solunumu yetersizse % 100 oksijenle balon-valf-maske kullanarak solunum desteklenmelidir. Balon-valf-maske ile % 100 oksijenle solutmada solunum sayısının yetiÅŸkinlerde 10/ dk, 8 yaÅŸ altı çocuklarda 20/dk, yenidoÄŸanlarda 25/dk düzeyinde tutulması önerilmektedir.
• EÄŸer solunum yeterli ise geri dönüşümsüz rezervuarlı oksijen maskesiyle 6-10 lt/dk akış hızında solunum desteklenmelidir.
• Pupil reaksiyonu ve büyüklüğü deÄŸerlendirilmelidir. Tek taraflı geniÅŸlemiÅŸ pupil veya çift taraflı sabit ve dilate pupil beyin herniasyonu belirtileridir. Bu durum kafa içi basıncını düşürmek için acil müdahale gerektirir.
• Bilinci açık hastada eÅŸit olmayan pupiller, beyin herniasyonu veya artmış kafa içi basıncı belirtisi deÄŸildir.
• Her kafa travmalı ve ciddi yaralanmalı hastada spinal travmadan ÅŸüphe edilmelidir.
• Spinal kord bütünlüğü aÅŸağıdaki muayenelerle deÄŸerlendirilmelidir.
- Bilinci açık hastada, komut ile ekstremitelerini hareket ettirebilme yeteneÄŸi ve duyusal muayenesi yapılmalıdır.
- Hastanın uyuşukluk, karıncalanma veya ağrı şikayetleri kaydedilmelidir.
- Bilinci kapalı hastada ise, ağrılı uyarana ekstremite hareketinin yanıtı değerlendirilmelidir.
b) Omurga muayenesi; baÅŸ ve gövdenin hareketini saÄŸlayan omurga (columna vertebralis), 33 veya 34 vertebranın üst üste sıralanmasıyla oluÅŸur. Vertebralar, birbirlerine amortisör görevi gören, lifli kıkırdaktan yapılı, içinde jelöz madde bulunan intervertebral disklerle baÄŸlanmıştır. Omurga; servikal (C7), torakal (T12), lumbal (L5), sakral (S5) ve koksiks (K 4–5) bölgelerinden oluÅŸur.
Vertebraların üst üste dizilmesiyle foramen vertebralar üst üste gelerek omurga kanalını(canalis vertebralis, spinal kanal) oluÅŸtururlar. Bu kanalın içinde beyin ile vücut arasındaki iletiyi saÄŸlayan omurilik (medulla spinalis, spinal kord) bulunur.
Omurga travmaları (spinal travma) tek başına olmayıp genellikle kafa travmaları ya da diğer travmalarla birliktedir. Aksi ispat edilene kadar aşağıda sayılan durumlara maruz kalanlarda omurga travması var kabul edilir.
• Trafik kazası, motorsiklet kazası, araçtan savrulma, aracın çarptığı yaya
• Yüksekten düşme
• Kafa üzerine bası
• BaÅŸ, boyun, gövde ve pelvise ÅŸiddetli darbe
• Boyun, sırt ve bel aÄŸrısı veya bir ekstremitede uyuÅŸukluk ve kuvvetsizlik
• Suya dalma
• Omurga veya yakınına penetran travma
• Patlama
• BaÅŸ veya boyunda spor yaralanması
• Zorlayıcı rotasyon, ekstansiyon ve fleksiyon
• Ası
Omurga travmaları; vertebra kırık ve çıkıkları, omurilik yaralanması, vertebraları birbirine baÄŸlayan baÄŸlarda yırtılma ve intervertebral disklerde fıtıklaÅŸma (herni) ÅŸeklinde görülebilir. Omurga travmalarının yarıya yakını servikal bölgede, kalanı ise torakal ile lomber vertebraların birleÅŸtiÄŸi bölgede görülür. Boyun, omurganın en hareketli bölgesi olduÄŸu için travmalardan en çok etkilenen kısmıdır.
Servikal omurga, anatomik yapısı nedeniyle ciddi yaralanmalara maruz kalır. BaÅŸ büyük ve ağır olduÄŸundan bu bölgeye olan travmalar servikal bölgeyi de etkiler. Boyunda meydana gelen yumuÅŸak doku travmaları, omurga travmalarıyla birlikte oluÅŸabilir. Aynı zamanda büyük damar yaralanmaları da görülebilir. Servikal vertebralarda nondeplase kırıklardan ağır kırıklara kadar çeÅŸitli düzeylerde kırık görülebilir. Vertebra ya da intervertebral disklerdeki 1 mm’lik hareket omuriliÄŸin baskı altında kalmasına, sıkışmasına hatta yırtılmasına neden olabilir. Ayrıca vertebral arterlerin yaralanmasına da yol açabilir.
Omurgadaki kırıkların en sık gözlendiÄŸi ikinci bölge torakal ile lomber vertebraların birleÅŸtiÄŸi bölgedir. Bu bölge hareketsiz olan torakal kısımdan hareketli olan lomber kısma geçiÅŸ bölgesi olduÄŸu için travmalara karşı daha hassastır. Ayrıca batın içi organ travmalarıyla birlikte olabilir.
Omurga travmalarında belirti ve bulgular;
• Boyun bölgesindeki yumuÅŸak doku travmalarında; ÅŸiÅŸlik, aÄŸrı, hassasiyet, kas spazmı ekimoz, ses kaybı ya da bozukluÄŸu, boyun bölgesinde içeri çekilmeler, trakeanın bir yana kayması, havayolu tıkanıklığı görülebilir. Deri altında krepitasyon sesi duyulabilir. Bu ses havayollarından deri altına kaçan hava nedeniyle oluÅŸur. Parmak ucuyla dokunulduÄŸunda çıtırtı sesi ve hissi alınır.
• AÄŸrı, yaralanma seviyesinde lokalize olabileceÄŸi gibi kollara veya bacaklara yayılabilir, hareketle artabilir.
• Sadece kemik dokusunda bir yaralanma varsa genellikle aÄŸrı, lokal hassasiyet, ödem, ekimoz veya hematom görülür.
• Vertebraların spinöz çıkıntılarının daha belirgin hale gelmesi ve gözle izlenebilen deformite bulunur.
• Servikal bölgede yaralanma seviyesine baÄŸlı olarak apne, hipoventilasyon ya da diyafragmatik solunum görülebilir. Solunum, travmadan etkilenen omurilik seviyesi ile doÄŸru orantılı olarak bozulur. Yaralanma seviyesi ne kadar yüksekse solunum o kadar fazla etkilenir.
• Hipovolemi olmadığı halde hipotansiyon oluÅŸur.
• Bradikardi, sempatik sistemin fonksiyon kaybı, parasempatik sistemin aktif hale geçmesi nedeniyle görülür.
• Kol ve bacaklarda kuvvetsizlik, uyuÅŸukluk, karıncalanma hissi ve kasılma görülür.
• Yaralanma seviyesine baÄŸlı kuadripleji, hemipleji ya da parapleji tarzında paraliziler görülür.
• Mesane sfinkterinde fonksiyon bozukluÄŸu, en önemli problemlerden biridir. Travmadan hemen sonra üriner retansiyon olur, idrar damla damla dışarıya taÅŸar (flask mesane). Bir süre sonra yaralanma seviyesinin altındaki omurilik otomatizma kazanarak mesaneyi refleks olarak boÅŸaltır (refleks mesane).
• Rektal sfinkterdeki fonksiyon bozukluÄŸu da mesane gibidir. Travmadan sonra paralitik ileus oluÅŸur, peristaltizm yoktur. Bir süre sonra omurilik otomatizması ile rektum, periyodik olarak otomatikman boÅŸalır ve defekasyon fonksiyon bozukluÄŸu oluÅŸur.
• Priapizm (spontan ereksiyon) parasempatik liflerin orijin aldığı sakral bölge üzerindeki santral etkinin kalkması nedeniyle görülür.
Omurga travmalarında acil tedavi yaklaşımı;
Hastanın yaÅŸamının geri kalanını normal veya sakat olarak sürdürmesini doÄŸrudan etkileyeceÄŸinden çok önemlidir. Omurga yaralanması olan her hastada omurilik yaralanması olmayabilir; ancak omurilik yaralanmasını gösteren herhangi bir bulgu olmasa bile acil bakım esnasında bunun ayrımı yapılamayacağından omurilik yaralanması varmış gibi acil yardım uygulanır.
• Olay yeri deÄŸerlendirilerek güvenlik önlemleri alınır.
• Hastanın bilinci ve ABC’si deÄŸerlendirilir.
• Solunum yoksa çene itme manevrası ile havayolu açılarak oksijen desteÄŸi saÄŸlanır.
• Glaskow koma skoru 10 ve altında ise entübe edilir.
• Boyun ateli takılır; baÅŸ, boyun ve gövde ekseni korunur.
• Hasta, omurga tahtası üzerine alınıp sabitlenir.
• Hastanın ikinci deÄŸerlendirmesi, sırtüstü pozisyonda omurga tahtası üzerinde yapılır. Hastanın periferik dolaşımı, duyu ve motor fonksiyonları deÄŸerlendirilir. Hastadan mümkünse el ve el parmaklarını, ayak ve ayak parmaklarını hareket ettirmesi istenir.
• Damar yolu % 0,9 NaCl ile açılır.
• Hastanın vital bulguları alınır.
• Solunum ve kardiyak monitörizasyon saÄŸlanır.
• 112 KKM tarafından bildirilen, kesin tedavinin yapılabileceÄŸi saÄŸlık kuruluÅŸuna hastanın nakli saÄŸlanır. Hasta, taşıma ve nakil sırasında sarsıntıya maruz kalmamalıdır. Hasta, omurga tahtası üzerine kütük yuvarlama tekniÄŸi ile alınır. Kütük yuvarlama tekniÄŸi ile hasta baÅŸ, boyun ve gövde ekseni bozulmadan yan çevrilip omurga tahtası üzerine alınabilmektedir.
c) GöÄŸüs muayenesi; GöÄŸüs travmalarının % 70-80’i trafik kazalarına baÄŸlı künt travmalar sonucu oluÅŸur. Tek başına göÄŸüs travması nadirdir, % 75 göÄŸüs dışı yaralanmalar ile birlikte (ekstremite fraktürleri ile birlikte % 54, kafa travması ile birlikte % 44) görülür. EÄŸer göÄŸüs yaralanması 5. kosta seviyesinin altındaysa karın mutlaka deÄŸerlendirilmelidir.
GöÄŸüs travmalarının tamamı ventilasyon/perfüzyon dengesini bozar, deÄŸiÅŸik düzeylerde solunum volüm ve kapasitelerini azaltırlar. Basınçlı pnömotoraks, kalp tamponatı gibi göÄŸüs travmaları ayrıca hemodinamiÄŸi de bozarlar.
​
Acil saÄŸlık ekipleri tarafından travma hastasında saptanabilecek yaÅŸamı tehdit eden ve tedavi baÅŸlatılmazsa sonuçları ölümcül olan göÄŸüs yaralanmaları:
​
1. Havayolu tıkanıklığı: (Bakınız: EriÅŸkinlerde Havayolu Açıklığı ve Ventilasyonun SaÄŸlanması)
​
2. Basınçlı pnömotoraks: AkciÄŸer veya göÄŸüs duvarından tek yönlü hava kaçağı sonucu geliÅŸir. Ani ortaya çıkan solunum açlığı ile karakterizedir. Tanı kesinlikle klinik muayene ile konulur.
Tanı için aÅŸağıdaki parametreler yeterlidir;
• Perküsyonda hiperrezonans (kalp tamponadından ayırt edici özelliktir)
• Problemin olduÄŸu tarafta solunum sesinin azlığı ya da yokluÄŸu (problemin olduÄŸu tarafta akciÄŸerin kollabe olmasına baÄŸlı olarak)
• Trakeanın karşı yöne deviasyonu (mediastinal ÅŸifte baÄŸlı olarak)
• Boyun venöz dolgunluÄŸu (venöz dönüşün bozulmasına baÄŸlı olarak)
• Asimetrik toraks
• Kalp tepe atımının yer deÄŸiÅŸtirmesi
Basınçlı pnömotoraksın geçici tedavisi, acil basınçlı pnömotoraks balonu dekompresyonu ve devamında kapalı su altı drenajıdır. Acil pmömotoraks dekompresyonu midklavikular 2. İnterkostal aralıktan 14 veya 16 G kanül ile plevral boÅŸluÄŸa girilmesiyle yapılır. Bu ÅŸekilde basınçlı pnömotoraks basit pnömotoraksa dönüştürülmüş olur (Resim 3 A-B-C). Kesin tedavisi nakledildiÄŸi hastanede konulacak göÄŸüs tüpü ile saÄŸlanır.
3. Açık pnömotoraks (Emici göÄŸüs yarası: “Sucking chest wound”): GöÄŸüs duvarında açık kalan büyük defektten (hasar) oluÅŸan hava akımı nedeniyle intratorasik ve atmosferik basınç dengelenir. Defektin olduÄŸu tarafta akciÄŸer kollabe olur. Defekt trakea çapının 2/3’ü büyüklüğündeyse hava en az dirençle karşılaÅŸtığı bu yolu tercih edecektir. Sonuçta ventilasyon ve hemodinami bozulur. Geçici tedavi defektin üzerinin hava geçiÅŸine izin vermeyecek bir malzeme ile (3 kenarın) kapatılmasıyla saÄŸlanır (Resim 4). Kesin tedavi göÄŸüs tüpü konulmasıdır.
4. Masif hemotoraks: GöÄŸüs boÅŸluÄŸu içinde 1500 ml’den fazla kan birikmesi ile oluÅŸur. Sıklıkla hiler damarları yaralayan penetran travmaya baÄŸlıdır. Hipovolemi ve hipoksi geliÅŸir. Boyun venleri kollabedir. Tedavide hipovolemi için sıvı tedavisine baÅŸlanır. Hastanın bir an önce göÄŸüs cerrahının olduÄŸu saÄŸlık merkezine ulaÅŸtırılması gerekir.
5. Flail chest (Yelken göÄŸüs): En az 2 kostanın 2 yerden yama ÅŸeklinde fraktürü ile oluÅŸur. Kırık bölgesinde paradoksal solunum izlenir. Mortalite ve morbiditeden esas olarak akciÄŸer parankim hasarı ve paradoksal solunuma katılan akciÄŸer alanına baÄŸlı geliÅŸen CO2 retansiyonu sorumludur. Akut Respiratuar Distres Sendromu geliÅŸme riski yüksektir. Tanı klinik muayene ile konulur.
Tedavide esas, paradoksal hareketinin durdurulmasıdır. Hastaya nemlendirilmiÅŸ oksijen baÅŸlanır. Fazla sıvı yüklemekten kaçınarak sıvı resüsitasyonu yapılır. Analjezi saÄŸlanır. Gerekirse entübe edilir ve ventilatöre baÄŸlanır.
​
6. Kalp tamponadı: Perikardda sıvı birikimine baÄŸlı olarak intraperikardiyal basınç artışı ile ventriküllerin diyastolik doluÅŸunun kısıtlanması, atım volümü ve kardiyak debinin düşmesi ile ortaya çıkan klinik tablodur. Genellikle göÄŸüste olan penetran yaralanmaya yol açan cismin kalp, büyük damar veya perikardiyal yaralanmaya yol açması sonucu geliÅŸir. Perikard fibröz bir yapı olup 15-20 ml kan bile klinik açıdan önemlidir.
​
Tanı klasik olarak “Beck Triadı” ile konulur. Bunlar;
• Hipotansiyon (sıvı replasmanına yanıt vermeyen)
• Derinden gelen azalmış kalp sesleri
• Boyun venlerinde dolgunluktur.
Tedavide İV sıvı replasmanı baÅŸlanır. Kesin tedavisi perikardiyosentez ve acil torakotomidir. Hastane öncesi koÅŸullarda bu tedavilerin yüksek komplikasyonları nedeni ile yeri yoktur. Bu nedenle bu hastaların süratle tedavi olabilecekleri saÄŸlık merkezlerine ulaÅŸtırılmaları gerekir.
İkincil deÄŸerlendirmede göÄŸüs travmaları sonucu potansiyel olarak yaÅŸamı tehdit eden aÅŸağıdaki ek yaralanmalar tespit edilebilir.
1. Pulmoner kontüzyon: Çocuklarda kotların esnekliÄŸi nedeniyle kırık olmadan, eriÅŸkinlerde genellikle yelken göÄŸüs zemininde akciÄŸer dokusunun ezilmesi sonucu görülür.
% 11-30 oranında mortalite oranına sahiptir. Olguların % 20 kadarında Akut Respiratuar Distres Sendromu geliÅŸir. Normal koÅŸullarda 4-7 günde rezorbe olur. Ciddi hipoksemi görülürse entübe edilmelidir.
2. Miyokart kontüzyonu: Genellikle sternum fraktürü zemininde geliÅŸir. Kontüzyon derecesine göre hemodinamik bozukluklara yol açar.
d) Karın muayenesi; karın bölgesinin bir kemik yapı tarafından korunmuyor olması (kafatası, göÄŸüs, pelvisin tersine) travmalara karşı daha savunmasız olmasına sebep olur. Yine karın içinde travmalar sonucu hasarlanabilecek pek çok organ (karaciÄŸer, dalak, böbrek, pankreas, kalın barsak, ince barsak, damarlar vb) bulunur. Travmalara baÄŸlı karın içi kanama olasılığı her zaman yüksektir ve bu nedenle, nedeni açıkça ortaya konulamamış ÅŸok tablosuna yol açan birincil kuÅŸkulu bölge karın bölgesidir.
​
Karın travmalarının % 90’ı künt (trafik kazası, düşme, çarpma vb) ve % 10’u penetran (delici kesici alet yaralanmaları, ateÅŸli silah yaralanmaları vb) yaralanmalar nedeni ile oluÅŸur.
Künt karın travmaları, karın travmalarının çok önemli kısmını oluÅŸturur. Ancak karın içinde önemli bir yaralanma varlığında bile dışarıdan hiçbir ÅŸeyin belli olmaması ve fizik muayenenin de tanıda yeterli olmaması nedeniyle teÅŸhisinde sorunlar yaÅŸanabilmektedir. Travma hastasında çarpma ve vurma izleri, emniyet kemeri izi, ezik, çürük, distansiyon, rijidite, defans varsa karın bölgesinde kanamadan ÅŸüphelenmek gerekir. Ancak bu bulguların hiç birinin olmaması karın içinde kanama olmadığını kanıtlamaz. Hatta kanamaya baÄŸlı ÅŸok, ileri evreye ulaşıncaya kadar ÅŸok bulguları bile gözden kaçırılabilir. Bu nedenlerle ÅŸok bulguları olan travma hastasında aksi kanıtlanana kadar karın içi kanamanın olduÄŸunu varsaymak gerekir.
​
Penetran karın yaralanmalarının yaralanmaya neden olan cisimlerin karın duvarındaki giriÅŸ yerlerinin gözlenmesi, bazen cismin hala karın üzerinde olması nedeniyle tanınmaları kolaydır. Bazen karın üzerindeki yırtıktan karın içi organların eviserasyonu (dışarı çıkması) gözlenebilmektedir. Ancak özellikle hastane öncesi koÅŸullarda penetran yaralanmanın karın içinde yarattığı tahribatı tam olarak bilmek mümkün deÄŸildir.
Karın travmalarında acil tedavi yaklaşımı;
• Sistolik kan basıncı 90 mmHg’nın altında ise aksi kanıtlanana kadar hemodinamik dengenin bozuk olduÄŸu (ÅŸok) kabul edilmelidir.
• GeniÅŸ bir periferik damar yolu saÄŸlanarak izotonik kristalloid sıvı desteÄŸi baÅŸlatılmalıdır.
• Karın üzerinde batan cisimler varsa çıkarılması ek travmaya yol açabileceÄŸinden çıkarılmamalıdır. Ancak mümkünse hastanın taşınması sırasında batan cismin immobilizasyonu elle desteklenerek saÄŸlanmaya çalışılmalıdır.
• Batan cismin etrafından kanama söz konusu ise etrafına elle direk bası yapılmamalıdır.
• Batan cisim karında duruyorsa kanamayı arttırabileceÄŸinden karnın palpasyonundan kaçınılmalıdır.
• Evissere bölgeden karın içi organlar dışarıya çıkmışsa içeri itilmeye çalışılmamalıdır. Bu durumda organın üzeri SF ile ıslatılmış pansuman ile örtülmeli, ıslak pansumanın üzeri ayrıca kuru pansumanla kapatılmalıdır (Resim 5).
e) Pelvis muayenesi; pelvis kırıkları tüm kırık olgularının % 4‘ü kadardır. Hastanın hipotansiyonu olması veya açık kırığı olması durumunda mortalite % 40-50 düzeylerine kadar çıkabilir. EriÅŸkinlerde en sık neden araç içi kazalar, çocuklarda ise yaya iken araç çarpmasıdır.
​
Pelvis kırığı bulguları:
• Pelvik ve inguinal bölgede ekimoz, yırtık, deformite,
• Erkekte, skrotumda hematom,
• Kadında üretral meadan kan gelmesi,
• Alt ekstremitelerde kırık olmaksızın kısalık ya da rotasyon gözlenmesi
​
Bununla birlikte bu bulgulardan hiç birisi görülmeden de travma öyküsünden hareketle pelvis kırığından ÅŸüphelenilmelidir. Dikkatten kaçabilecek bir pelvis kırığının varlığını ortaya koymak üzere spina ilyakalar üzerinden yan bası ile pelvik halkada instabilite bulgusu aranmalıdır (Resim 6 A). Spina ilyakalar üzerine yan bası ile pelvik halkada instabilite bulgusu yoksa spina ilyakalar üzerinden ön-arka bası (Resim 6 B) ve simpizis pubis üzerinde medial yönde bası (Resim 6 C) muayeneleri yapılmalıdır. Ancak spina ilyakalar üzerine yan bası ile instabilite bulgusu varsa spina ilyakalar üzerine ön-arka bası ve simpizis pubis üzerinde medial yönde bası uygulanmamalıdır. Çünkü pelvik halkada instabilite bulgusunun varlığını ortaya koymaya yönelik tekrarlayan muayeneler pelvik halkadaki instabilitenin ilerlemesiyle sonuçlanabilmektedir. Pelvis travma ÅŸüphesi olan bütün durumlarda alt ekstremiteler duyu ve motor kayıp yönünden deÄŸerlendirilmelidir.
Pelvik kırıklarda atelleme uygulamaları: Pelvik kırıklara baÄŸlı ölümler büyük oranda masif kanamalara baÄŸlıdır. Pelvik alanda olan bir kanama, pelvisin geniÅŸleyebilme özelliÄŸi nedeniyle sınırlanamamakta ve buna baÄŸlı ÅŸok ve ölümler gözlenebilmektedir. Bu nedenle pelvis kırıklarında pelvik alanı daraltmaya yönelik atelleme uygulamaları son derece önemlidir.
​
f) Ekstremite muayenesi; ekstremite travmalarına baÄŸlı olarak kırık, burkulma ve çıkık geliÅŸebilir. Ekstremite travmalarının çok azı yaÅŸamsal tehlike oluÅŸturur. Buna raÄŸmen saÄŸlık ekipleri çok sayıda ekstremite travması olguları için çaÄŸrılırlar ya da travmalı kiÅŸilerde ekstremite yaralanmasını kendileri ortaya çıkarırlar.
​
• Kırık (fraktür): Dışarıdan (vurma, çarpma vb) veya içeriden (osteoporoz, tümör vb) etki eden faktörlerle kemik dokusunun anatomik bütünlüğün bozulmasıdır.
• Çıkık: Kemik ucunun eklem yüzeyinden ayrılmasıdır. Çıkık sıklıkla omuz, dirsek, kalça ve parmak eklemlerinde görülür.
• Burkulma: Eklemin normal sınırları aÅŸan ani bükülme ve gerilmesiyle eklemin kapsül ve baÄŸlarından bir kısmının esnemesi ve yırtılmasıyla oluÅŸur. En sık bilek ve diz eklemlerinde görülür.
• İmmobilizasyon (Fiksasyon, Stabilizasyon): Bir bütün halinde vücudu ya da herhangi bir uzvu hareketsiz hale getirme iÅŸlemidir.
Ekstremite yaralanmaları ile ilgili sorunlar kırık, çıkık ya da burkulmanın ortaya çıkarabileceÄŸi komplikasyonların iyi yönetilememesinden kaynaklanır. Bu vakalarda yaklaşım ekstremite yaralanması dışındaki sorunların saptanması ve çözümünden sonra ekstremite sorunlarına baÄŸlı komplikasyon geliÅŸme riskini azaltmak için ekstremitenin stabilize (immobilize) edilerek tedavi edileceÄŸi saÄŸlık kuruluÅŸuna nakli olmalıdır. SaÄŸlık ekibi ekstremite sorununu olay yerinde çözmez, hastanın saÄŸlık kuruluÅŸuna naklini saÄŸlar. Burada önemli olan özellikle kırıkların baÅŸka sorunlara yol açmaması için tedavinin yapılacağı merkeze kadar uygun ÅŸekilde atellenerek immobilizasyonlarının saÄŸlanmasıdır. Kırık, çıkık, kanama ve yaralanmalarda, immobilizasyonu saÄŸlamak için “atel” adı verilen sabitleyici malzemeler kullanılır. Sabitleyici malzemelerle uzvun stabilize edilmesine “atelleme” denir. Acil yardım ambulanslarında standart olarak atelleme iÅŸlemlerinde kullanılmak üzere; ÅŸiÅŸme atel seti, vakum atel seti, femur traksiyon atel seti, KED
yeleÄŸi, boyunluk, sırt tahtası, pelvis atel seti bulunur. Bunun yanında çeÅŸitli uzunlukta tahta ateller, karton atel setleri de opsiyonel olarak ambulanslarda bulundurulmaktadır. SaÄŸlık ekibi ekstremite travmasının özelliÄŸine göre bu atelleri kullanarak atelleme uygulamalıdır.
Atel uygulamaları aÅŸağıdaki basamak ve kurallara göre yapılır:
• Hasta ya da yakınlarına yapılacak iÅŸlem hakkında bilgi verilmeli ve onayı alındıktan sonra uygulama yapılmalıdır.
• Atelleme iÅŸlemi, en az iki kiÅŸi tarafından yapılmalıdır.
• Atelleme olay yerinde hasta hareket ettirilmeden yapılmalıdır. Ancak olay yeri güvenliÄŸini tehdit eden bir durum (yangın, elektrik vb) varsa hasta güvenli bir yere alınmalıdır.
• Bölge öncelikle açık kırık, deformite, ödem ve ekimoz açısından deÄŸerlendirilmelidir.
• Atelleme öncesi açık yara varsa yara steril ÅŸekilde kapatılmalıdır.
• Kanama varsa kontrol altına alınmalıdır.
• Atelleme öncesi ve sonrasında ekstremitenin distalindeki nabız, kapiller geri dolum zamanı, his duyusu ve mümkünse motor fonksiyonlar kontrol edilmelidir.
• Travmaya uÄŸrayan bölge, atellemeden önce el ile stabilize edilmelidir.
• El ile stabilizasyon sürdürülürken atelin geniÅŸ ucu ekstremitenin proksimaline yerleÅŸtirilmelidir.
• Atel, travmaya uÄŸramış bölgenin alt ve üst eklemini içine alacak ÅŸekilde yerleÅŸtirilmelidir. Eklem bölgesi atele alınıyorsa ekleme komÅŸu kemikler de stabilize edilmelidir.
• Lokal ÅŸiÅŸliÄŸi önlemek amacıyla mümkünse ekstremite elevasyona alınmalı ve soÄŸuk uygulama yapılmalıdır.
• Gereksiz hareket ve krepitasyon araÅŸtırması yapılmamalıdır.
• Femur diafiz kırığı dışında, hiçbir kırılmış kemik ya da çıkık normal anatomik ÅŸekline getirilmeye ya da yerine yerleÅŸtirilmeye çalışılmamalıdır.
• Atel dolaşımı bozacak kadar sıkı ya da kırığın oynamasına izin verecek kadar gevÅŸek sarılmamalıdır. Travma olgularında sorunun kırık, çıkık ya da burkulmadan kaynaklandığı yönünde karar hastaneye bırakılmalıdır. Çünkü sorunu yaratan kuvvet kırık ile çıkık veya kırık ile burkulma sorunlarını birlikte yaratabilir. Kırık, çıkık ve burkulmada belirti ve bulgular ile yol açabileceÄŸi komplikasyonlar hemen hemen aynıdır. Bu nedenle ciddi sorunları yaratan kırıklar ve nakilde bunlara yaklaşım önemlidir.
Kırıklar dış ortamla iliÅŸkisine göre açık kırık ve kapalı kırık olarak sınıflandırılır. Kırık bölgesinde deri bütünlüğünün bozulduÄŸu (deri dışına çıkmış kırık kemik uçlarının gözlenmesi zorunlu deÄŸildir) durumlar açık kırık kabul edilir. Yüksek enfeksiyon riski nedeniyle açık kırık bölgesinin steril biçimde kapatılması kırığın immobilizasyonunu saÄŸlamaktan daha önceliklidir. Kırıklar kırık uçlarının durumuna göre deplase (yer deÄŸiÅŸtirmiÅŸ), nondeplese (kırıktan sonra normal anatomik pozisyon korunmuÅŸ) kırıklar olmak üzere de sınıflandırılabilir. Deplase kırıklar daha fazla komplikasyona neden olabilirler.
Kırığın belirti ve bulguları aşağıda sıralanmıştır.
Kırıkta bu belirti ve bulguların bazen bir ikisi gözlenirken bazen tamamı bir arada bulunur.
• AÄŸrı ve hassasiyet
• ÅžiÅŸlik, ekimoz ve hematom
• Hareket kaybı
• Patolojik hareket
• Krepitasyon (çıtırtı hissi)
• Åžekil bozukluÄŸu
• Kemik uçlarının dışarı çıkması
Kırıkların belli başlı komplikasyonları:
Kanama: Özellikle femur kırıkları önemli oranda kanamaya baÄŸlı ÅŸoka neden olabilir.
Damar yaralanması: Yaralanmanın distalinde (altında) nabız alınamayabilir, ciltte solukluk, soÄŸukluk ve sorunun olduÄŸu ekstremitede kapiller geri dolum süresinde uzama gözlenir.
Sinir yaralanması: Gerilen, bükülen veya kemik uçlarıyla zedelenen sinirlerin fonksiyonları bozulur.
Enfeksiyon: Açık kırıklarda görülebilir.
YaÄŸ embolisi: Genellikle yaralanmadan 2-3 gün sonra ortaya çıkar. Kırılan kemik uçlarından açığa çıkan yağın kan dolaşımına karışması ve bir damarı tıkaması ile gerçekleÅŸir.
Kompartman sendromu: Kırıklara baÄŸlı ekstremitenin kaybedilmesi ile de sonuçlanabilen en ağır komplikasyondur. Yaralanmaya baÄŸlı ödemin, fasya ile sarılmış damarlar ve sinirler üzerinde uzun süre baskı yapması sonucu geliÅŸen fonksiyon kayıplarıyla karakterize bir durumdur. Kas dokusunda geri dönüşümsüz deÄŸiÅŸiklikler ve nekroz geliÅŸir. En çok ön kol ve bacakta gözlenir. Kompartman sendromu karekteristik olarak 6P bulgusu ile tanımlanır.
3.2 Tıbbi Öykü (S-AMPLE):
Travma hastasının birincil ve ikincil deÄŸerlendirmesi sırasında deÄŸerlendirmeyi yapan saÄŸlık ekibinin bir üyesi iletiÅŸim kurulabiliyorsa hastanın kendisinden, iletiÅŸim kurulamıyorsa yakınlarından tıbbi öyküsünü almaya baÅŸlamalıdır. Travma hastasında tıbbi öykü bazen tanının konmasında belirleyici olmakta bazen de tedavi seçimini etkileyebilmektedir.
3.3 Vital Parametrelerin İzlemi:
Travma olgusunun birincil ve ikincil deÄŸerlendirmesi (tıbbi öykü alımı tam vücut muayenesi) eÅŸzamanlı olarak yapılmalıdır. Acil saÄŸlık ekibi üyelerinden birisi vital parametrelerin ölçümü için cihazların hazırlığını yapmalı ve vital parametrelerin ölçüm ve deÄŸerlendirmelerini baÅŸlatmalıdır. Vital parametreler ile ilgili ölçüm ve deÄŸerlendirme sonuçları diÄŸer ekip üyeleriyle de paylaşılarak onların deÄŸerlendirmeleri için kolaylaÅŸtırıcı olunmalıdır. Travma hastalarında stabilizasyon saÄŸlanıncaya kadar 3-5 dakika aralarla vital parametreler yeniden deÄŸerlendirilmelidir. Stabilizasyonu saÄŸlanan hastaların vital parametrelerinin yeniden deÄŸerlendirilmesi 15 dakikayı aÅŸmamalıdır.
Sürekli izlenmesi gereken vital parametreler;
- Solunum hızı
- Kalp hızı
- Kan basıncı
- Kapiller geri dolum zamanı
- Monitorizasyon ve EKG ritmi
- Oksijen saturasyonu
- Kan ÅŸekeri
- Vücut ısısı
- Glaskow Koma Skalası
- Solukta karbondioksit ölçümüdür.
4- Ön Tanı (Ayırıcı Tanı)
112 KKM, saÄŸlık ekibini genellikle travma ön tanısı ile yönlendirir. 112 KKM, travmanın hastada yol açtığı sorunlara iliÅŸkin belirsizlik içindedir. Bu belirsizliÄŸi ortadan kaldıracak olan travma hastasına müdahalede bulunacak saÄŸlık ekibidir. Travma hastasının birincil, ikincil deÄŸerlendirme sonuçları, (tıbbi öykü ve vital parametreler) ile travmanın yarattığı sorunlar (kafa travması, pnömotoraks, kol kırığı vb) saÄŸlık ekibi tarafından deÄŸerlendirilir. DeÄŸerlendirme sonuçları gerekçeleriyle birlikte en kısa sürede 112 KKM Tıbbi Danışman Hekimine aktarılarak ön tanı/tanı konusunda uzlaÅŸma saÄŸlanır.
B) TRAVMA HASTASININ TEDAVİSİ
Travma hastasının durumunun 112 KKM Tıbbi Danışman Hekimi ile birlikte deÄŸerlendirilmesi ile ortaya konulan tanı çerçevesinde olgunun tedavisine SaÄŸlık Bakanlığı tarafından ilgili tanı için hazırlanmış algoritmalar kullanılarak baÅŸlanır. Onaya baÄŸlı hiçbir tedavi onay alınmadan baÅŸlatılmaz. Tedavi ile stabilizasyon saÄŸlandıktan sonra da hastanın sık aralıklarla izlemine devam edilir.
C) TRAVMA HASTASININ NAKLİ
Travma hastasının gerekli acil bakım giriÅŸimleri yapılıp stabilizasyonu saÄŸlandıktan sonra tedavinin sürdürüleceÄŸi saÄŸlık kurumuna nakli yapılır. Travma hastaları varsa travma merkezlerine ya da bu ÅŸekilde tanımlanmış saÄŸlık kurumlarına nakledilmelidirler. Hastada tespit edilen bulgular ve yapılan iÅŸlemler ayrıntılı olarak kaydedilerek hastanın nakli gerçekleÅŸtirilir. 112 KKM, travma hastasının naklinin yapılacağı merkezle iletiÅŸim kurarak nakil ve kabul iÅŸlemlerinin sorunsuz biçimde yürütülmesinden de sorumludur.